Enternasyonal Dayanışma ‘Çoklu krizler döneminde direnişi’ tartıştı 2026-05-09 17:19:56   İSTANBUL - Enternasyonal Dayanışma, "Çoklu Krizler Döneminde Direniş" paneliyle iktidarın şiddet sarmalına karşı toplumsal mücadele zeminlerini tartıştı. Barışın ve şiddetsiz toplumun sağlanabilmesi için mücadelelerin ortaklaştırılacağı zeminlerin yaratılması gerektiği belirtildi.   Enternasyonal Dayanışma, Mayıs ayı toplantısını "Çoklu krizler döneminde direnişi örgütleyelim" başlığı ile Kadıköy’de bulunan Moda Kitabevi'nde gerçekleştirdi. Panelde İnsan Hakları Aktivisti Damla Meriç, Kadın Zamanı Derneği'nden Şükran Demir ve Eğitim Sen’den Şafak Ayhan konuşmacı olarak katıldı.     Toplantının ilk bölümünde akademisyen Ferda Keskin'in çevirisini yaptığı Michel Foucault’un “Ütopik Beden Heteretopyalar” kitabına dair söyleşi gerçekleştirdi. Michel Foucault’un radyo konuşmalarının transkripsiyonu ve heterotopyalar metni üzerinden Daniel Defert’in yazdığı metine yer verildiğini belirtti. Söyleşide kitaptan pasajlar okundu.    ‘Kadınlar her dönemde barış için mücadelenin öznesi oldu’   İlk olarak söz verilen Şükran Demir krizlerden çıkmanın en iyi yönteminin örgütlenmek olduğunu söyledi. Şükran Demir, Kadın mücadelesinin zamana zaman dil, kullanılan terimler gibi konularda ayrışsalar da onurlu bir yaşam talebi ortaklığında mücadeleyi birleştirebildiklerini ifade etti. 1980 darbesinin baskıcı ortamının ardından 1990’lı yıllarda köylerin yakıldığı süreçlerden en çok kadınların etkilendiğine dikkat çeken Şükran Demir “Kadınlar sessiz kalmadı. ‘Arkadaşıma dokunma’ kampanyaları yaptı, barışın nasıl sağlanacağına dair konuştular. Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri bu savaş hali içinde direnişi örmenin örneğidir. 2000’lerin başında bu süreç devam etti. 1996’da Barış İçin Kadın Girişimi kuruldu. 2009’larda bu girişim yeniden canlandırıldı. 2013-2015 sürecinde kadınlar yine özne olmaya çalıştı. Bugün de devam ediyor” dedi.   ‘Kadınların sürece dair söz kurması önemli’   2015’te yaşanan şehir savaşlarında en çok kadınlara yönelik hak ihlalleri yaşandığını da hatırlatan Şükran Demir, Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi (BİV) kurulduğunu ve bu ihlallerle yüzleşilmesini ifade etti. Şükran Demir, “Hem kadın kimliğinin varlığı tanınması hem de gerekli adımların atılmasını sağlamak amacı. Mecliste komisyon kuruldu ancak hem içinde kadın sayısı az hem de sadece 6 kadın kurumu çağrıldı. BİV feminist kadınlar ile Kürt kadın hareketinin kurduğu bir inisiyatif ve 27 Şubat öncesi kurulmuştu. Kadınların kurduğu söz dahil edilmiyordu sesi de duyulmuyordu. Bugün hala devam eden bir süreç var ve kadınların söz kurması çok önemli” diye belirtti.   ‘Hak ihlalleri erkek egemen sistemin sonucu’   Kadınların, Demokratik Toplum ve Barış Süreci'nin toplumsallaşması için mücadele ettiğini, bir araya geliş noktaları yaratmaya çalıştığını dile getiren Şükran Demir, buna karşın günün sonunda yorulmuş bir topluma dönüştüğü için toplumsal karşılığı olmadığını kaydetti. Şükran Demir, “Bütün mücadeleyi ortaklaştırma zeminlerini oluşturmak gerekiyor. Kadınlar meclisin önünde eyleme de devam ediyor ancak yaşanan büyük hak ihlallerini birkaç hak örgütünün önleyemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Kadınlar bunun karşısında duruyor. Yaşanan katliamların kadın cinayetlerinin erkek egemen sistem gerçekliğinin bir sonucu olduğunu da biliyor” ifadelerini kullandı.   ‘Okullar şiddet iktidarın tercih alanının ürünü’   Eğitim mekanlarında yaşanan şiddete dair konuşan Eğitim-Sen’den Şafak Ayhan, eğitim alanlarının politik ve devlet hegemonyasının örgütlendiği mekanlar olduğunu ifade etti. Müfredat, kamusal eğitim, ana dilde eğitim, güvencesizlik, fırsat eşitsizliği gibi başlıklar üzerinde örgütlendiklerini belirten Şafak Ayhan, “Urfa ve Maraş’taki katliamlar büyük ölçekte yansıyan olaylar. Bu cinayetlere şaşıran bir eğitimci yoktur. Bu aslında iktidarı tercih alanının bir ürünü. Hegemonya rıza ile de üretilir ve okullar da bu mekanlardan biridir. Burada verilen mücadele hegemonyaya karşı verilen de bir mücadeledir” şeklinde dile getirdi.   ‘Suç aynı zamanda toplumsaldır’   Saldırıların münferit ve saldırgana has gösterildiğini ifade eden Şafak Ayhan, oysa son 10 yılda otoriterleşmeyle paralele olarak bireysel silahlanmanın da arttığına dikkat çekti. Erkek çocukların da sürüklendiği davranış modellerine de vurguda bulunan Şafak Ayhan, suçun toplumsal olduğunu belirtti. Şafak Ayhan “Ülkede her gün üç kadının öldürüldü yerde evlerde şiddet yoktur diyemeyiz. Bu çocuklar içindeki ilişkinin de sertleşmesi demek. Türkiye’nin her yerinde işçilerin eylemlilikleri var. Bunlara kulak kabartmak gerekiyor” şeklinde dile getirdi.    ‘Şiddet sonuç olarak ortaya çıkıyor’   Son olarak söz alan İnsan Hakları Aktivisti Damla Meriç de örgütlenmenin önemine dikkat çekerek herhangi bir haksızlığa sessiz kalmanın farklı hak ihlallerine kapı araladığını ifade etti. Damla Meriç “Örneğin Kürt belediyelerine kayyım atanırken ses çıkarılmayınca diğer belediyelere kayyım atandığında ses çıkaracak kimse kalmıyor. Bir grubun hakkını yok etmek diğer grubun haklarının kısıtlanmasının arkasından getirecektir. Türkiye herkesi kutuplaştırıyorlar. Şiddet sonuç olarak ortaya çıkıyor. 12-13 yaşındaki çocuğun cinsiyet kimliği arayışı sırasında suça sürüklendiği, bu çocukların savaş ve suça ne kadar yatkın hale getirildiğini görüyoruz. Çoklu kriz dönemlerinde ilk işten çıkarılan kadınlar ve zaten iş bulmakta zorlanan LGBTİ+’lar. Yani birimizi bile geride bırakmamak gerekir” şeklinde konuştu.   Buluşma soru ve cevaplarla devam etti.