'Kobanê’de yaşanan savaş değil, halka topyekûn saldırı' 2026-02-13 09:06:03   Büşra Turan    WAN- Rojava’da kadınlara yönelik gerçekleşen saldırıların DAİŞ zihniyetinin devamı olduğunun altını çizen İHD Wan Şube Eşbaşkanı Ayten Kıran, Kobanê’de ki kuşatmanın kaldırması çağrısında bulunarak, halka topyekûn bir saldırının olduğunu kaydetti.    HTŞ ve Türkiye’ye bağlı çetelerin, 6 Ocak’ta başlattığı saldırılar sonrası 30 Ocak’ta anlaşma sağlanmasına rağmen Kobanê üzerindeki kuşatma 25’inci gününde. Kentte elektrik verilse de iletişim hatlarının kesilmesi ve temiz suya erişimin olmaması insani krizi daha fazla derinleştiriyor. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılmaması nedeniyle temel gıda ve ilaç yardımlarının bölgeye ulaştırılması engellendi.  Wan İnsan Hakları Derneği (İHD) Şube Eşbaşkanı Ayten Kıran, Rojava’daki saldırılar, yardımların engellenmesine ve Türkiye’nin sürece yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   ‘Halka yönelik topyekûn bir saldırıdır’   Savaşların insan hakkı ihlali olduğunu ifade eden Ayten Kıran, erkek egemen sistemlerin yürüttüğü savaşlarda en çok kadınlar ve çocukların mağdur edildiğinin altını çizdi. Ayten Kıran, “Rojava’da yaşananlara savaş demeyi çok doğru bulmuyorum. Savaşlar devletler arasında olur ve haklı görülmese bile belirli bir hukuku vardır. Rojava’da yaşananlar bir savaş değil, halka yönelik topyekûn bir saldırıdır. Orada herhangi bir hukuktan söz etmek mümkün değil. Kobanê sürecinden bugüne taşınan bu durum, o dönemin IŞİD’i ile bugün HTŞ’nin aynı zihniyeti taşıdığını gösteriyor. Aynı zihniyetteki yapıların, devletlerin de desteğiyle Kürt halkına karşı Ortadoğu genelinde yürüttüğü bir imha süreci söz konusu” diye konuştu.   ‘Savaşçının bedenine yönelik yapılan tahribatlar aynı zihniyetin ürünüdür’   Kobanê sürecinin kadınların öncülüğünde gerçekleşen devrim olduğunun altını çizen Ayten Kıran, bu nedenle saldırılarda ilk kadınların hedef alındığını dile getirdi. Ayten Kıran, “Onların inanç sisteminde kadınlar tarafından öldürülmenin cennete gidememe sebebi olarak görüldüğünü düşünüyorlar. Kobanê’de bir kadın bedeninin yüksekten atılması ve bunun tekbir getirilerek yapılması tehlikeli bir zihniyeti ortaya koyuyor. Yine kadının cansız bedeninden saç örgüsünün kesilerek teşhir edilmesi de bu zihniyeti gösteriyor. Bu durum, bize geçmiş dönemde Wan’da yaşananları da hatırlattı. Ekin Wan’ın bedeninin çıplak şekilde teşhir edilmesi ve o dönem birçok kadın savaşçının bedenine yönelik yapılanlar da aynı zihniyetin ürünüdür” diye belirtti.   ‘Türkiye bu saldırıların tarafı olmamalı’   Anlaşmaya rağmen Kobanê’nin hâlâ kuşatma altında olduğunu söyleyen Ayten Kıran, kuşatmanın bir an önce kalkması ve yardımların gönderilebilmesi için sınır kapısının açılması gerektiği çağrısında bulundu. Ayten Kıran, “İHD Genel Merkezi bu konuda Suruç’a giderek gerekli açıklamaları yaptı. Bizim bu konudaki tavrımız nettir: Sınır kapısının derhal açılması gerekiyor. İnsanların kuşatma altında tutulması insani değil. Uluslararası hukukta da savaş hukukunda da bunun yeri yoktur. Hastanelerin, okulların imha edilmemesi, kadınlara ve çocuklara dokunulmaması gerekirken, IŞİD zihniyetinin bugün HTŞ adıyla yine kadınları ve çocukları hedef aldığını görüyoruz. Kobanê’de beş çocuk soğuktan hayatını kaybediyorsa, herkesin vicdanını sorgulaması gerekir. Bundan hepimiz sorumluyuz ve sınır kapısına bu kadar yakın olan Türkiye’nin de bu sorumluluğu vardır. Kesinlikle Mürşitpınar Sınır Kapısı açılmalıdır. Dünyanın dört bir yanında Kürtlerin ayağa kalkmasını bir ayaklanma olarak değil, kendi kimliğine sahip çıkma hareketi olarak değerlendirmek gerekir. Rojava’da, Rojhilat’ta, Bakur’da, Başur’da Kürtler ayağa kalkıyorsa bunun bir sebebi vardır. Türkiye bu saldırıların tarafı olmamalı; Kobanê’ye silah değil, özellikle kadınların ve çocukların ihtiyaçlarını karşılayacak insani yardımlar gidecek koliler gönderilmelidir” sözlerine yer verdi.   ‘Yaşananlara insan hakları savunucuları tepki göstermeli’   Demokratik kitle örgütlerinin Rojava için gerçekleştirdiği eylemlere polisler tarafından müdahale edildiğini belirten Ayten Kıran, “Ciddi bir saldırı ve orantısız güç kullanımı söz konusu. İnsanların demokratik eylemde haklarını ve kimliğini savunurken şiddetle karşılaşması akla ve vicdana sığmıyor. TİHV temsilcilerinden bir arkadaşımızın, HTŞ uygulamalarını aratmayacak şekilde kafasına ve sırtına basılarak gözaltına alınması açık bir hak ihlalidir. Gözaltı ve şiddetin örgütlü bir biçimde uygulandığını görüyoruz. Kolluk, hastaneler ve mahkemeler görevini yapmıyor. Bizim belgelememizin ve kamuoyuna duyurmamızın bir karşılığı olması gerekirken, bunu yaptığımız için soruşturmalara maruz kalıyoruz. Savaşların hiçbir haklı gerekçesi yoktur; herkesin kendi ülkesinde yaşama hakkı vardır. Rojava’da yaşananları bir savaş değil, topyekûn bir imha hareketi olarak değerlendiriyorum. Dünyadaki tüm insan hakları savunucularının bu noktada tepki göstermesi gerekiyor” diye ifade etti.