MAF-DAD Rojava saldırılarına ilişkin raporunu açıkladı
- 13:00 28 Eylül 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA - MAF-DAD’ın Rojava’daki saldırılara ilişkin 108 sayfalık raporu, sivillerin ve hastanelerin hedef alınmasından Kürt kimliği nedeniyle uygulanan şiddete, işkenceden yağma ve zorla yerinden edilmeye uzanan ihlalleri tanıklıklarla belgeledi. Heyet, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar için makul gerekçeler bulunduğunu belirterek uluslararası soruşturma çağrısı yaptı.
Suriye Geçiş Hükümeti’nin, 6 Ocak 2026’da Halep’in sivil mahallelerine yönelik başlattığı saldırılarla başlayan ve ardından Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bölgelere yayılan çatışmalarda çok sayıda kişi yaşamını yitirdi, binlerce sivil yerinden edildi.
Demokrasi ve Uluslararası Hukuk Derneği’nin (MAF-DAD) oluşturduğu Bağımsız Hakikatleri Araştırma Misyonu, Ocak 2026’dan itibaren Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan saldırılarda insan hakları ihlallerini belgelemek için bölgeyi ziyaret etti. Heyette, insan hakları hukuku alanında uzman avukat, MAF-DAD üyesi ELDH Yürütme Kurulu üyesi Rengin Ergül, İzlandalı sendikacı, siyasetçi ve eski İzlanda Adalet Bakanı Ögmundur Jónasson, Londra’daki One Pump Court Chambers’ta avukat Stephen Knight, Cenevre merkezli çalışan, hakikatleri araştırma misyonları ve insan hakları ihlallerinin belgelenmesi konusunda geniş deneyime sahip bağımsız adli tıp uzmanı Dr. Önder Özkalıpcı ile Londra’daki Garden Court Chambers’ta avukatlık yapan, insan hakları ve uluslararası hukuk alanında çalışan ve Legal Centre Lesvos’un ortaklarından Maya Thomas Davis yer aldı.
Bölgede saha görüşmeleri, birebir hayatta kalanların tanıklıkları, tıbbi kayıtlar dahil olayların yaşandığı dönemde hazırlanmış yazılı belgelerin analizi, kurum ve sivil toplum kuruluşlarının raporları, Rojava Information Center (RIC) tarafından toplanan kanıtları uluslararası hukuk çerçevesinde inceleyen heyet, 108 sayfadan oluşan kapsamlı bir rapor hazırladı. Raporun hazırlanmasına heyetin yanı sıra uluslararası hukuk uzmanı Rojda Arslan da katkı sundu. Heyet, bugün Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin 63’üncü oturumu kapsamında Kürt halkının haklarına ilişkin düzenlenen “Azınlık hakları: Kürt halkının durumu” adlı yan etkinlikte hazırladıkları raporu sundu.
Raporda yedi ihlal başlığı yer aldı: sivillere yönelik saldırılar, sağlık altyapısı ve sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar, keyfî biçimde özgürlükten yoksun bırakma ve gözaltındaki kişilere yönelik muamele, insan onuruna yönelik saldırılar, çatışmalara artık aktif olarak katılmayan silahlı güç üyelerine yönelik saldırılar, yağma, zorla yerinden edilme ve toplumsal cinsiyete dayalı hak ihlalleri.
Siviller insanız hava araçlarıyla hedef alındı
Rapora göre 6 Ocak’ta Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırıların ardından siviller evlerinde, sokaklarda ve sığındıkları alanlarda hedef alındı. Heyet, insansız hava araçları ve topların yanı sıra keskin nişancıların sivilleri hedef almasına ilişkin tanıklıkları da kaydetti. Reqa ve Tebqa’dan çıkmaya çalışan sivillerin kullandığı yollarda ise araçlara ateş açıldığı, kontrol noktalarında insanların durdurulup etnik kimliklerinin sorulduğu, darbedildiği ve katledildiği belgelendi.
Şêxmeqsûd’da kuşatma altında kalan bir tanık, yedi gün boyunca yiyecek, elektrik ve ısınmak için yakıt bulamadıklarını söyledi. Sivillere otobüslerin hastane önünden kalkacağının bildirildiğini, ancak oradan tahliye olmayı beklerken de saldırıların sürdüğünü anlattı: Tanık, “Şarapnelin isabet ettiği hamile bir kadın ve katledilmiş bir yaşında bir çocuk gördüm.” Tanık, daha güvenli olacağını düşünerek hastaneye yürüdüklerinde “Biz siviliz” diye bağırdıklarını, buna rağmen üzerlerine ateş açıldığını aktardı.
Kürt kimliği nedeniyle hedef alındılar
Raporda, Reqa’dan çıkan sivillerin kontrol noktalarında etnik kimliklerinin sorulduğu, Kürt oldukları anlaşılan kişilerin ırkçılığa maruz kaldığı belirtildi. 18 Ocak’ta El Kerame kontrol noktasından geçen bir tanık, yanlarındaki bir kişinin araçtan çıkarılıp gözaltındaki iki kişiyle birlikte katledildiğini anlattı. Tanığa göre hayatta kalanlar yere yatırıldı, üzerlerine basılarak dövüldü ve “Kürt domuzları” diye aşağılandı. Rapora göre siviller ve gözaltına alınanlar, saldırılar ve aramalar sırasında “domuz”, “pis hayvan” ve “köpek” gibi hakaretlere maruz kaldı.
'Cenaze araçlarına saklandık'
Reqa’dan ailesiyle çıkan başka bir kadın, yolculuk sırasında konvoylarına ateş açıldığını anlattı. Önlerindeki araçta çocuğunu kucağında tutan bir kadının başından vurularak katledildiğini gördüğünü söyledi. Ailenin traktörü bozulunca kontrol noktalarından geçebilmek için cenazeleri taşıyan bir araçta, battaniyelerin altında saklandıklarını belirtti. Raporda, aynı güzergâhta yaşanan benzer olaylara ilişkin birden fazla bağımsız tanıklık bulunduğu belirtildi.
Hastaneler vuruldu, yaralıların tedavisi engellendi
Heyetin incelediği kanıtlar, Şêxmeqsûd’daki Halid Fecir Hastanesi ile Eşrefiyê’deki Osman Hastanesi’nin bombardımana maruz kaldığını belgeliyor. Raporda sağlık çalışanlarının yaralandığı, gözaltına alındığı, kaybedildiği ve katledildiği bulgular da yer aldı. Halid Fecir Hastanesi’ne sığınan bir tanık, içerinin yaralılar ve katledilenlerle dolu olduğunu, insansız hava araçlarının çatıyı vurduğunu ve binadan kopan parçaların insanların üzerine düştüğünü anlattı. Su depolarının vurulmasının ardından çocukların su istediğini, ancak hastanede su bulunmadığını söyledi. Heyetin raporuna göre 8 Ocak’ta hastaneye isabet eden bir patlamayı gösteren güvenlik kamerası görüntülerinde iki sağlık çalışanının katledildiği tespit edildi. Raporda ambulansların ve yaralı tahliyelerinin engellendiğine ilişkin tanıklıklar da bulunuyor.
Gözaltında işkence
Rapora göre Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’nin kontrolünün el değiştirmesinin ardından bazı erkekler kadınlardan ve çocuklardan ayrılarak gözaltına alındı. Ailelere yakınlarının nerede tutulduğuna dair bilgi de verilmedi. Görüşülen kişiler şiddet ve işkence gördüklerini, zorla ifade tutanaklarının imzalatılmaya çalışıldığını, su ve yemek ile tedaviden yoksun bırakıldıklarını anlattı. Ailesinden ayrıldıktan sonra yaklaşık on gün gözaltında tutulan bir tanık, kendisine “Siz Kürtlerin hepsi teröristsiniz” denildiğini aktardı. Yaklaşık 250 ila 300 kişinin bulunduğu kalabalık bir yeraltı hücresinde tutulduğunu, şiddet gördüğünü ve elektrikli işkence yapıldığını söyledi.
SDG’yi hedef göstermeden cenazeler verilmedi
Bir tanık, kontrol noktasında katledilen yakınlarının cenazelerinin, aile üyeleri ölümlerden SDG’yi sorumlu tutan gerçeğe aykırı bir ifadeyi imzalayana kadar teslim edilmediğini anlattı. Bir başka tanık, Ebu Heşeb köyü yakınlarında durdurulan 12 kişilik ailesine Kürt olduklarının anlaşılmasının ardından ateş açıldığını söyledi.Tanığa göre 4 kişi ve 2 çocuk katledildi. Diğer 6 kişi ise ağır yaralandı. Yakınını arayan bir aile ise, yaklaşık 150 cenaze arasından kimlik tespiti yapmak zorunda kaldığını, ölümün zamanı ve nedenine ilişkin kendilerine belge verilmediğini anlattı.
Katledilenlerin bedenlerine yönelik saldırılar belgelendi
Heyet, saldırılarda katledilen kişilerin bedenlerinin parçalandığına, aşağılayıcı görüntülerinin çekilip yayıldığına ve ailelerin cenazelerine ulaşmasının engellendiğine ilişkin tanıklıkları ve görsel materyalleri de inceleyerek rapora ekledi. Raporda kadın savaşçıların saçlarının veya örgülerinin kesilmesi ve bedenlere yönelik işkencelerin yapıldığı bulgusuna yer verildi. Heyet, bu eylemlerin katledilenleri, ailelerini ve halkları aşağılamak ve korkutmak amacı taşıdığına inanmak için makul gerekçeler olduğu sonucuna vardı.
Rapor, çatışmaya artık katılmayan Asayiş ve SDG mensuplarına yönelik saldırıları da ayrı bir bölümde inceledi. Serbest bırakıldıktan sonra heyetle görüşen dört Asayiş mensubu, gözlerinin bağlandığını, kelepçelendiklerini, şiddet ve işkence gördüklerini yanı sıra içeriğini bilmedikleri belgeleri imzalamaya zorlandıklarını anlattı. Tanıklar, yakalanan bazı kişilerin katledildiğini de aktardı.
Evler, eşyalar ve kadın kurumları yağmalandı
Heyetin görüştüğü tanıklar, evlerinin yağmalandığını, işgal edildiğini veya geri döndüklerinde kilitlerinin değiştirilmiş olduğunu anlattı. Gözaltına alınanların telefonlarına, paralarına ve kimlik belgelerine el konulduğuna ilişkin çok sayıda ifade de raporda yer aldı.
Reqa’dan yerinden edilen bir kadın, silahlı kişilerin evine yerleşip kendisine tahrip ettikleri evin görüntülerini gönderdiğini söyledi. Kadın, evine giren kişilerden birinin DAİŞ'in kentteki hâkimiyeti sırasında da aynı evi işgal ettiğini belirtti. Bir başka aile de evine dönebilmek için 3 bin dolar para ödemeye zorlandığını aktardı.
Raporda kadın merkezleri, kütüphaneler ve eğitim kurumlarının da hedef alındığı belirtiliyor. Şêxmeqsûd’daki bir kadın kütüphanesine ilişkin tanık, kadınların ve kız çocuklarının burada okuma yazma öğrendiğini, saldırıların ardından kadınlar, Kürtler ve ekolojiyle ilgili kitapların yakıldığını anlattı.
Bir kez daha yerinden edilme
Heyet, Şêxmeqsûd, Eşrefiyê, Reqa ve Tebqa’dan geniş çaplı yerinden edilme yaşandığını kaydetti. Görüşülen sivillerin bir bölümü daha önce de Efrîn’den göç etmek zorunda kalmıştı. Rapor saldırılar, kuşatma, tehditler, gözaltılar ve katledilme tehdidi nedeniyle bu kişilerin zorla göç ettirildiğini ortaya koyuyor.
Yerinden edilen aileler okullara ve toplu olarak kamusal alanlara yerleşti. Bir tanığa göre Qamişlo’daki bir okul binasında yaklaşık 218 kişi, 44 aile birlikte kalıyordu. Görüşülen kişiler su, ısınma, tuvalet ve sağlık hizmetlerine erişimde güçlük yaşadıklarını anlattı. Heyet, ziyaret ettiği bir okulda bir annenin, geceleri fareleri çocuklardan uzak tutmak için yetişkinlerin nöbetleşe uyanık kaldığını söylediğini aktardı.
Kadınların bedenleri ve kamusal yaşamı hedef alındı
Rapor, belgelenen ihlallerin toplumsal cinsiyete dayalı bir boyutu olduğunun ise altını çizdi. Kadınların bedenlerine yönelik saldırıların yanında kadın merkezlerinin, kütüphanelerinin, heykellerinin ve siyasete katıldıkları kurumların hedef alınması birlikte değerlendirildi. Kadın savaşçılardan birine ait olduğu söylenen kesilmiş saç örgüsünün bir silahlı çete üyesi tarafından kameraya gösterildiği görüntü de raporda incelendi. Heyet, kadınlarla yaptığı görüşmelerde saç örgüsüne yönelik saldırının Kürt kadınlarının onuruna ve kadın hareketine yönelik bir saldırı olarak görüldüğünü kaydetti. Kadın kurumlarında çalışan bir tanık ise yaşadıklarını şöyle anlattı: “Özgürleştik. Yönetici olduk. Partilere katıldık. Kadınlara eğitim verdik.” Tanık, kurumlarının işgal edilip yağmalandığını söyledi ve çalışmalarına geri dönmek istediklerini belirtti.
Uluslararası soruşturma ve hesap verme çağrısı
Heyet tüm kanıt ve belgeleri topladığı raporun sonuç bölümünde ise, Suriye’deki mevcut yargı mekanizmalarının mağdurlar için etkili bir hesap verme yolu sunmadığını belirterek bağımsız uluslararası soruşturma çağrısı yaptı. Heyet, yalnızca doğrudan faillerin değil, suçları emreden, kolaylaştıran, önlemeyen veya cezalandırmayan komuta ve karar alma kademelerinin olası bireysel sorumluluğunun da araştırılmasını istedi.
İnsanlığa Karşı Suç iddiası araştırılsın talebi
Heyet, BM’nin Suriye Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu’ndan Ocak ve Şubat 2026’daki olayları soruşturmalarına dâhil etmesini talep etti. Suriye için Uluslararası, Tarafsız ve Bağımsız Mekanizma’ya ise yerel kurumların ve heyetin topladığı kanıtları güvenli biçimde koruma, inceleme ve gelecekteki ceza soruşturmalarında kullanılmasını sağlama çağrısı yaptı. Heyet, sivillere yönelik saldırıların yaygın veya sistematik niteliğine ilişkin bulguları değerlendirerek insanlığa karşı suçların işlendiğine inanmak için makul gerekçeler bulunduğu sonucuna vardı. Raporda, yetkisi bulunan devletlerin savaş suçları ve insanlığa karşı suç iddialarını evrensel yargı yetkisi dâhil mevcut hukuki yollarla soruşturması da istendi.
Türkiye'nin rolü nedir?
Türkiye’ye yönelik çağrıda, Türkiye ordusunun, silahlarının ve yetkililerinin ihlallerde olası rolüne ilişkin iddiaların bağımsız ve tarafsız biçimde araştırılması talep edildi. Heyet ayrıca Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, diğer Avrupa Birliği ülkeleri ve Birleşik Krallık dâhil Suriye Geçiş Hükümeti’ne destek sağlayan devletlerden, verdikleri desteğin uluslararası insancıl hukuk ihlallerinde kullanılmasını önlemek için etkili önlemler almalarını istedi.
Dönüş ve güvenlik
Raporda, keyfî biçimde tutulan kişilerin serbest bırakılması, kayıpların akıbetinin açıklanması, cenazelerin ailelerine teslim edilmesi, yağmalanan mülklerin iadesi ve yerinden edilenlerin güvenli ve gönüllü biçimde evlerine dönebilmesi için koşulların sağlanması çağrısı yenilendi.







