IRA’dan Sinn Féin’e: Barışa da mücadele kadar ciddi hazırlanmalısınız

  • 09:01 20 Eylül 2026
  • Güncel
Melek Avcı
 
ANKARA - IRA saflarından demokratik siyaset mücadelesine uzanan hikâyesiyle Martina Anderson, 1998’den bugüne uzanan deneyimini Kürt Özgürlük Hareketi’yle paylaşarak, “Barışın hayata geçirilmesinin ne kadar uzun süreceğini ve bazı kesimlerin değişime direnmekte ne kadar kararlı olacağını yeterince öngörememiştik. Mücadeleye nasıl ciddi bir biçimde hazırlandıysanız, barışa da siyasal olarak aynı ciddiyetle hazırlanmalısınız” dedi.
 
Kuzey İrlanda’da yaklaşık 30 yıl süren çatışmalı dönem; Britanya hükümetinin politikaları, ayrımcılık, eşitsizlik, ulusal kimlik ve siyasal haklar etrafında derinleşirken binlerce insanın yaşamını etkiledi, İrlanda cumhuriyetçi hareketini de uzun yıllar boyunca şekillendirdi. Kadınlar ise bu dönemde yalnızca çatışmanın sonuçlarını yaşayanlar olmadı, cumhuriyetçi mücadelenin aktif özneleri arasında yer aldı. Martina Anderson da bu dönemin içinde büyüyen kadınlardan biriydi. Derry’nin Bogside bölgesinde büyüdü, genç yaşta İrlanda cumhuriyetçi hareketine ve IRA’ya katıldı. Britanya’da müebbet hapis cezası aldı ve 13 yılı aşkın süre cezaevinde kaldı.
 
Kuzey İrlanda’da yıllarca devam eden çatışmanın ardından 1990’lı yıllarda güçlenen müzakere arayışları, 10 Nisan 1998’de imzalanan Good Friday Agreement (Hayırlı Cuma Anlaşması) ile yeni bir aşamaya geçti. Anlaşma, Kuzey İrlanda’nın siyasal geleceğinin demokratik yollarla belirlenmesi, yeni siyasal kurumların oluşturulması, haklar ve eşitlik alanındaki düzenlemelerin yanı sıra siyasi tutsakların erken tahliyesini de kapsayan yeni bir dönemin önünü açtı.
 
Eski IRA üyeleri ve siyasi tutsaklar, Sinn Féin aracılığıyla demokratik siyasette yer almaya başladı. Silahlı mücadele içerisinde edinilen örgütlenme ve siyasal deneyim, bu kez parlamentoya, yerel siyasete ve toplumsal mücadele alanlarına taşındı. Martina Anderson da Hayırlı Cuma Anlaşması’nın erken tahliye hükümleri kapsamında Kasım 1998’de serbest bırakıldı. Ardından Sinn Féin içerisinde siyaset yaptı, 2007’de Kuzey İrlanda Meclisi’ne seçildi, Kuzey İrlanda hükümetinde görev aldı ve daha sonra Avrupa Parlamentosu’nda yer aldı. Ancak Kuzey İrlanda deneyimi, silahların susmasıyla bütün sorunların çözüldüğü bir barış hikâyesi de olmadı. Anlaşmadan sonra güvenin inşası, demokratik kurumların oluşturulması, geçmişin yarattığı sorunlarla yüzleşme ve çatışmanın ortaya çıkmasına neden olan siyasal ve toplumsal meselelerin çözümü uzun yıllara yayıldı.
 
Yazı dizimizin son bölümünde, IRA içerisinde yer almış bir kadın gerilladan parlamenter siyasetin içerisinde mücadele eden bir siyasetçiye dönüşen Martina Anderson ile Kuzey İrlanda’nın çatışmadan müzakereye uzanan deneyimini ve barışın imkânlarını konuştuk.
 
“Ulusal ve siyasal özgürlük için mücadele ediyorduk ancak kadınlar olarak aynı zamanda kadınların ne yapabileceğine ya da ne yapması gerektiğine ilişkin toplumsal beklentilere de meydan okuyorduk.”
 
*Kuzey İrlanda çatışmasının en yoğun dönemlerinden birinde büyüdünüz ve genç yaşta İrlanda cumhuriyetçi hareketine katıldınız. Geriye baktığınızda sizi bu mücadeleye yönelten temel siyasal ve toplumsal nedenler nelerdi? O dönem genç bir kadın olarak yaşadığınız koşullar kararınızı nasıl şekillendirdi?
 
Ayrımcılık, eşitsizlik ve çatışmaların damgasını vurduğu bir toplumda büyüdüm. Devlet şiddetinin ve toplumumun temel haklarının inkâr edilmesinin yarattığı sonuçlara tanıklık ettim. Benim için cumhuriyetçi mücadeleye katılmak, bu koşullara karşı direnmek ve özgürlük, eşitlik ve adalet temelinde başka bir İrlanda’nın mümkün olduğuna inanmak anlamına geliyordu.
 
*Mücadelenizde çok sayıda kadın aktif rol aldı. Kadınlar açısından bu mücadele yalnızca ulusal ve siyasal bir mücadele miydi; yoksa aynı zamanda kadınlara biçilen geleneksel ve toplumsal rollere karşı bir kopuş anlamı da taşıyor muydu?
 
Her ikisiydi. Ulusal ve siyasal özgürlük için mücadele ediyorduk ancak kadınlar olarak aynı zamanda kadınların ne yapabileceğine ya da ne yapması gerektiğine ilişkin toplumsal beklentilere de meydan okuyorduk. Mücadeleye katılım, birçok kadına siyasal bir özgüven ve bağımsızlık kazandırdı. Bu da hem toplumdaki hem de zaman zaman kendi hareketimizin içindeki geleneksel rollere meydan okumamızı sağladı.
 
*Kadınların IRA ve daha geniş İrlanda cumhuriyetçi hareketi içerisindeki varlığının hareketin kendisini dönüştürdüğünü düşünüyor musunuz? Kadınlar yalnızca mücadeleye katılan aktörler miydi, yoksa hareketin siyasal kültürünü, örgütlenme biçimini ve hedeflerini de dönüştürdüler mi?
 
Kadınlar yalnızca mücadeleye katılan kişiler değildi; mücadelenin şekillenmesinde de rol oynadık. Katılımımız, kadınlara ilişkin yerleşik kabullere meydan okudu, örgütsel kültürü değiştirdi ve eşitliğin giderek uğruna mücadele ettiğimiz siyasetin bir parçası haline gelmesini sağladı. Ancak bu dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmedi; kadınlar olarak hareketin içinde de sesimizin duyulması için mücadele etmek zorunda kaldık.
 
“Barışı hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmek olarak görmedim. Değişen, mücadelenin araçlarıydı. Bu değişimi insanlara yalnızca ilan etmek yerine, onların da bu değişim sürecine dahil olmasını sağladık.”
 
*Siz çatışmanın en sert dönemlerini ve yaklaşık 13 yıllık cezaevi sürecini yaşadınız. Ardından 1998 Hayırlı Cuma Anlaşması ile bambaşka bir siyasal dönem başladı. Silahlı çatışmadan siyasal çözüm ve müzakere dönemine geçişi siz kendi yaşamınızda nasıl deneyimlediniz?
 
Bu, çok büyük bir geçişti. Yıllarımı mücadelenin içinde geçirmiştim ve Hayırlı Cuma Anlaşması’nın koşulları kapsamında Kasım 1998’de serbest bırakılmadan önce İngiltere’de 13 yılı aşkın süre cezaevinde kalmıştım. Müebbet hapis cezasına çarptırılmıştım. Barışı hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmek olarak görmedim. Değişen, mücadelenin araçlarıydı. Siyasal değişimi, eşitliği ve İrlanda’nın birliğini barışçıl ve demokratik yollarla gerçekleştirme hedefi ise varlığını korudu.
 
*Kuzey İrlanda deneyiminde “müzakere etmek mücadeleden vazgeçmek değildir” düşüncesi nasıl oluşturuldu? Hareket kendi tabanını bu dönüşüme nasıl hazırladı?
 
Burada kilit nokta siyasal liderlik ve siyasal eğitimdi. İnsanların, müzakerelerin bir taktik olduğunu, mücadelenin başka bir alanını oluşturduğunu anlaması gerekiyordu. Sinn Féin; aktivistlerle, tutsaklarla ve toplumla kapsamlı bir şekilde görüşmeler yürüttü, izlenen stratejiyi anlattı ve bu değişimi insanlara yalnızca ilan etmek yerine, onların da bu değişim sürecine dahil olmasını sağladı.
 
*Uzun yıllar çatışma, cezaevi, devlet şiddeti yaşandıktan sonra Kuzey İrlanda barış sürecinde güven nasıl inşa edildi? Bu tarz süreçlerde güven nasıl inşa edilmelidir?
 
Güven bir gecede inşa edilmedi ve birçok açıdan bu süreç hâlâ tamamlanmış değil. Güveni eylemlerinizle inşa edersiniz: Verilen sözleri yerine getirerek, güvenilir kurumlar oluşturarak, haklara saygı göstererek ve insanların kendi yaşamlarında somut bir değişim olduğunu görebilmelerini sağlayarak. Bir barış süreci yalnızca kişilere duyulan güvene dayanamaz; insanların güvenebileceği yapılara ve güvencelere ihtiyaç vardır.
 
“Barışın mümkün hale gelmesinin nedeni, sürecin herhangi bir hükümetin, partinin ya da örgütün sınırlarını aşan, çok daha geniş bir zemine dayanıyor olmasıydı. IRA üyelerinin demokratik siyasete katılımı, insanların silahlı mücadeleden demokratik siyasal mücadeleye geçebileceğini gösterdi.”
 
*Hayırlı Cuma Anlaşması yalnızca Britanya hükümeti ile cumhuriyetçi hareket arasındaki bir süreç değildi. Sizce barışın mümkün hale gelmesinde devlet ve örgüt dışında kalan bu güçlerin rolünün önemi neydi?
 
Rolleri kritik önemdeydi. İrlanda hükümeti, Güney Afrika ve başka ülkelerdeki uluslararası aktörler, hatta kimilerinin özellikle vurgulayacağı üzere Amerika Birleşik Devletleri ve daha geniş sivil toplum kesimleri, siyasal alanın açılmasına katkı sundu; süreci teşvik etti ve aynı zamanda gözetim sağladı. Barışın mümkün hale gelmesinin nedeni, sürecin herhangi bir hükümetin, partinin ya da örgütün sınırlarını aşan, çok daha geniş bir zemine dayanıyor olmasıydı.
 
*Kuzey İrlanda deneyiminde kadınlar hem çatışmanın hem toplumsal mücadelenin önemli aktörleriydi. Buna rağmen dünyanın birçok barış sürecinde müzakere mekanizmalarında kadınlar az. Sizce kadınların barış müzakerelerinde doğrudan yer alması neden önemlidir?
 
Çünkü kadınlar çatışmayı farklı biçimlerde deneyimliyor ve aksi halde dışarıda bırakılabilecek deneyimleri ve öncelikleri sürece taşıyorlar. Kadınlara yalnızca müzakere masasının dışından danışılmamalı. Kadınlar o masada yer almalı, müzakerelere ve karar alma süreçlerine doğrudan katılmalıdır. Bir barış anlaşması, sonuçlarından etkilenecek insanların o anlaşmanın şekillenmesinde temsil edilmesiyle daha güçlü hale gelir.
 
*Hayırlı Cuma Anlaşması’nın önemli başlıklarından biri siyasi tutsakların erken tahliyesiydi. Eski IRA üyelerinin Sinn Féin aracılığıyla demokratik siyasete katılması Kuzey İrlanda’daki barışın kalıcılaşmasına nasıl katkıda bulundu?
 
Tutsakların erken tahliye edilmesi temel önemdeydi çünkü barış, çatışmanın içinde yer almış kişileri de kapsamak zorundaydı. Eski tutsaklar, siyasal deneyimlerini, toplum içindeki güvenilirliklerini ve yeni stratejinin başarıya ulaşmasını sağlama konusundaki kararlılıklarını sürece taşıdılar. Onların demokratik siyasete katılımı, insanların silahlı mücadeleden demokratik siyasal mücadeleye geçebileceğini gösterdi.
 
*Savaş ve entegrasyon sürecini yaşamış biri olarak sizce ulus devlete katılmak ile onu demokratikleştirmek arasında nasıl bir fark var?
 
Bir devlete dahil olmak, zaten var olan yapıları kabul etmek anlamına gelir. Devleti demokratikleştirmek ise bu yapıları, herkesin eşitliğe, haklara, temsiliyete ve onurlu bir yaşama sahip olabileceği şekilde dönüştürmek demektir. Cumhuriyetçiler açısından amaç hiçbir zaman mevcut statükoya entegre olmak değildi; amaç, siyasal koşulların kendisini değiştirmekti.
 
“Diyalog gerçek ve samimi olmalı, siyasal hedefler açık biçimde ortaya konulmalı, haklar ve demokratik katılım sürecin merkezinde yer almalı ve sürecin devamlılığını sağlayacak güvenilir mekanizmalar oluşturulmalıdır.”
 
*Barış süreçlerinde sıkça “silahların bırakılması” son nokta gibi ele alınıyor. Sizce çatışmanın ortaya çıkmasına neden olan siyasal ve toplumsal sorunlar çözülmeden yalnızca silahların susmasına “barış” denilebilir mi?
 
*Hayır, elbette. Silahlı çatışmanın sona ermesi, barışla aynı şey değildir. Eşitsizlik, ayrımcılık, adaletsizlik ve siyasal dışlanma varlığını sürdürüyorsa, çatışmaya yol açan nedenler de ortadan kalkmış değildir. Silahların susması barış için bir alan açar. Açılan o alanın ise siyasal ve toplumsal dönüşümle doldurulması gerekir.
 
Bugün Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Türkiye’de Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümüne ilişkin yeni bir süreç yürütülüyor. Kuzey İrlanda deneyiminden baktığınızda, böylesi bir süreçte öncelikler neler olmalıdır?
Her çatışmanın kendine özgü koşulları vardır. Bu nedenle İrlanda’daki mücadelemizin deneyimleri Türkiye’ye doğrudan uyarlanamaz. Ancak buradan çıkarılabilecek dersler var: Diyalog gerçek ve samimi olmalı, siyasal hedefler açık biçimde ortaya konulmalı, haklar ve demokratik katılım sürecin merkezinde yer almalı ve sürecin devamlılığını sağlayacak güvenilir mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kadınlar da doğrudan temsil edilmelidir. Yalnızca gözlemci olarak değil, hem müzakereleri hem de bu müzakereler sonucunda ortaya çıkacak toplumu şekillendiren karar alıcılar olarak sürecin içinde yer almalıdırlar.
 
*Sizce gerillaların sahip olduğu örgütlenme, dayanışma ve siyasal mücadele deneyimi barış döneminde nasıl değerlendirilmeli? Toplum bu birikime nasıl yaklaşmalı?
 
Bu deneyim bir kenara atılmamalı, dönüştürülmelidir. Çatışmayı yaşamış insanlar çoğu zaman güçlü bir örgütlenme becerisine, dayanıklılığa, siyasal birikime ve içinde yaşadıkları topluma karşı güçlü bir sorumluluk duygusuna sahiptir. Barış; bu deneyim ve birikimin demokratik siyasete, toplumsal gelişime, uzlaşmaya ve toplumsal dönüşüme yöneltilebileceği yollar yaratmalıdır.
 
“Mücadeleye nasıl ciddi bir biçimde hazırlandıysanız, barışa da siyasal olarak aynı ciddiyetle hazırlanmalısınız. İçinde hareket ettiğiniz koşulları yanlış okursanız, vereceğiniz karşılığı da yanlış belirlersiniz.”
 
*Bugünden 1998’e baktığınızda, “Bunu Hayırlı Cuma Anlaşması döneminde bilseydik farklı yapardık” dediğiniz en önemli şey nedir? Buradan hareketle Kürt Özgürlük Hareketine ve Türkiye’ye ne söylersiniz?
 
Barışın hayata geçirilmesinin ne kadar uzun süreceğini ve bazı kesimlerin değişime direnmekte ne kadar kararlı olacağını yeterince öngöremediğimizi düşünüyorum. Bu nedenle silahlı mücadeleden çıkan herkese mesajım şu: Mücadeleye nasıl ciddi bir biçimde hazırlandıysanız, barışa da siyasal olarak aynı ciddiyetle hazırlanmalısınız. İçinde hareket ettiğiniz koşulları yanlış okursanız, vereceğiniz karşılığı da yanlış belirlersiniz. Bu nedenle hükümetlere de şunu söylemek isterim: Barışı bir tarafın yenilgisi ya da teslimiyeti olarak görmeyin. Çatışmanın siyasal nedenlerini ele alın ve demokratik değişimin önünü açacak bir alan yaratın.
 
*Sizce bir barış süreci hangi noktadan sonra geri döndürülemez hale gelir? Tek başına silahsızlanma mı yoksa toplumun barışı kendi süreci olarak sahiplenmesi mi daha belirleyicidir?
 
Silahsızlanma önemlidir ancak toplumun süreci sahiplenmesi nihayetinde çok daha güçlüdür. İnsanlar barışın kazanımlarını kendi yaşamlarında deneyimlediğinde, barış sürecinde oluşturulan kurumları savunduğunda ve demokratik siyasetin değişim yaratabileceğine inandığında, barışı tersine çevirmek çok daha zor hale gelir. İşte o zaman barış artık yalnızca müzakereyi yürütenlere ait olmaktan çıkar ve toplumun barışı haline gelir.
 
*Son olarak, kendi yaşamınızda silahlı mücadeleden cezaevine, cezaevinden demokratik siyasete uzanan çok uzun bir dönüşüm yaşadınız. Bugün Türkiye’de yeni bir döneme hazırlanabilecek kadın gerillalara ve yıllardır barış için mücadele eden kadınlara kendi deneyiminizden hareketle ne söylemek istersiniz?
 
Silahlı mücadeleden gelen kadınlara şunu söylemek isterim: Mücadelenin biçimi değişti diye hiç kimsenin size siyasal rolünüzün sona erdiğini söylemesine izin vermeyin. Cesaretinizi, deneyiminizi, örgütlenme gücünüzü ve liderliğinizi yeni siyasal alana taşıyın ve bu alanın şekillenmesinde mutlaka yer almakta ısrar edin. Mücadelenizin içinde yer alan ve aktif rol üstlenen kadınlara da şunu söylemek isterim: Masadaki yerinizi talep etmeye devam edin. Çünkü kadınlar yalnızca barışın kurulmasına katkı sunmamalı; barışın nasıl bir barış olacağını da belirlemeli, buna karar vermelidir. İşte Jin, Jiyan, Azadî – Kadın, Yaşam, Özgürlük tam da burada anlam kazanıyor.