Özel savaşın tarihsel kökenleri (3)
- 09:01 17 Haziran 2026
- Dosya
Kapitalizm ve ulus-devlet: Toplumsal hafıza nasıl kuşatıldı?
Şehriban Aslan – Rojda Aydın
HABER MERKEZİ – Kapitalizmin ortaya çıkışıyla birlikte devlet, toplum üzerindeki denetimini genişleterek ulus-devlet modelini hâkim kıldı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın değerlendirmeleri ışığında kapitalist modernitenin milliyetçilik, bilimcilik, dincilik ve cinsiyetçilik üzerinden toplumu nasıl şekillendirdiği tartışılıyor.
Feodal sistemin çözülmeye başladığı 15'inci yüzyıldan itibaren dünya yeni bir tarihsel döneme girdi. Ticaretin büyümesi, sermaye birikiminin hızlanması ve merkezi yönetimlerin güç kazanmasıyla kapitalizm egemen sistem haline gelirken, ulus-devlet modeli de bu sürecin temel siyasal örgütlenme biçimi oldu. Devletin toplumsal yaşam üzerindeki etkisinin genişlediği bu dönemde, ekonomi, kültür, eğitim ve siyaset alanları yeniden şekillendirildi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın değerlendirmeleri, kapitalist modernitenin toplumsal hafızayı, ahlaki değerleri ve demokratik örgütlülüğü nasıl etkilediğine dair önemli tartışmalar sunuyor.
Dosyamızın bu bölümünde, kapitalizmin tarihsel yükselişiyle birlikte ulus-devlet modelinin nasıl kurumsallaştığını, devletin toplumsal yaşam üzerindeki etkisinin nasıl genişlediğini ve kapitalist modernitenin ideolojik araçlar üzerinden toplumu nasıl şekillendirdiğine dikkat çekiyoruz.
Kapitalizm ve ulus-devlet: Toplum üzerindeki tahakküm nasıl kuruldu?
15'inci yüzyıldan itibaren Avrupa'da yaşanan ekonomik, siyasal ve toplumsal dönüşümler, feodal sistemin çözülmesi ve kapitalizmin yükselişiyle yeni bir dönemin kapısını araladı. Ticaretin gelişmesi, sermaye birikiminin hızlanması ve merkezi yönetimlerin güç kazanmasıyla birlikte devlet, yalnızca yönetim aygıtı olmaktan çıkarak toplumun tüm alanlarını düzenleyen bir mekanizmaya dönüştü. Kapitalizmle birlikte gelişen ulus-devlet modeli ise bu dönüşümün temel araçlarından biri oldu.
Kapitalizm, kendinden önceki sınıflı uygarlık sistemleri gibi devlet merkezli bir karakterle şekillendi. Ancak bu dönemde devlet, toplumsal yaşamın her alanına nüfuz eden yeni bir yapıya kavuştu. Eğitimden ekonomiye, hukuktan kültüre kadar genişleyen bu yapı, toplum üzerindeki denetimini artırdı.
Devlete atfedilen kutsallık
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, devletin tarih boyunca sorgulanamaz ve dokunulamaz bir yapı olarak örgütlendirildiğine dikkat çekerek, "Demokrasi devletleşmemiştir. Halkın devlete karşı örgütlenmesidir. Devlet sorgulanmaz, dokunulmaz, tanrının yeryüzündeki aracı olarak örgütlendirilmiştir" değerlendirmesinde bulundu.
Devlete yüklenen bu kutsallık düşüncesi yalnızca modern döneme özgü değil. Alman filozof George Wilhelm Friedrich Hegel de devleti "Tanrının yeryüzündeki cisimleşmiş hali" olarak tanımlamıştı. Abdullah Öcalan'a göre kapitalizm, bu anlayışı daha da güçlendirerek ulus-devleti toplumsal yaşamın merkezine yerleştirdi.
Bu süreçte ulus kavramı da devlet merkezli bir anlayışla yeniden tanımlandı. Ulus-devlet sahibi olmayan halklar ve toplumlar eksik ya da yetersiz görülürken, devlet sahibi olmak siyasal varlığın temel ölçütü haline getirildi.
Kapitalizmin ideolojik etkisi
20'nci yüzyılda ortaya çıkan birçok siyasal akım da kapitalizmin yarattığı zihniyet dünyasından etkilendi. Sosyal demokrasi, ulusal kurtuluş hareketleri ve reel sosyalizm deneyimleri farklı toplumsal hedefler ortaya koymalarına rağmen devlet merkezli örgütlenme anlayışını büyük ölçüde korudu.
Bu nedenle kapitalizmin yalnızca ekonomik bir sistem olmadığı, aynı zamanda toplumsal düşünceyi şekillendiren bir ideolojik yapı olduğu belirtiliyor. Kapitalist modernite, kendisini tarihin son aşaması olarak sunarken, kendinden önceki toplumsal deneyimleri görünmez kılmaya çalışıyor.
Kültürel alan üzerinden yeniden üretim
Kapitalist sistem yalnızca ekonomi ve siyaset alanında değil, kültürel yaşam üzerinde de etkili oluyor. Spor, sanat, moda, eğlence sektörü ve medya araçları üzerinden yaşam tarzı yeniden üretiliyor. Böylece tüketim, bireysel başarı ve rekabet merkezli bir yaşam anlayışı yaygınlaştırılıyor.
Bu durum, toplumsal değerlerin giderek piyasa ilişkileri içinde değerlendirilmesine yol açıyor. İnançlar, kültürel birikimler ve manevi değerler ekonomik dolaşımın parçası haline gelirken, bireylerin ihtiyaçları da tüketim üzerinden yeniden tanımlanıyor.
Kapitalizmin dört temel ideolojik dayanağı
Abdullah Öcalan, kapitalist modernitenin ideolojik temelini milliyetçilik, bilimcilik, dincilik ve cinsiyetçilik üzerine kurduğunu belirtiyor. Bu anlayışa göre milliyetçilik toplumları birbirinden ayrıştırırken, bilimcilik adı altında geliştirilen pozitivist yaklaşım toplumsal hafızayı zayıflatıyor. Dincilik inançları iktidarın hizmetine sunarken, cinsiyetçilik ise kadınlar üzerindeki tahakkümün sürdürülmesinde önemli bir rol oynuyor.
Kadın hareketleri ve feminist araştırmalar, cinsiyetçiliğin yalnızca toplumsal roller üzerinden değil, ekonomik ve siyasal mekanizmalar aracılığıyla da yeniden üretildiğine dikkat çekiyor. Kadın emeğinin görünmezleştirilmesi, bakım emeğinin ücretsiz hale getirilmesi ve kadınların karar alma mekanizmalarından dışlanması, bu politikaların temel sonuçları arasında gösteriliyor. Bu nedenle cinsiyetçilik, yalnızca bireysel ayrımcılık biçimi olarak değil, toplumsal denetimi sürdüren yapısal bir araç olarak değerlendiriliyor.
Kapitalist sistemin bireyi sürekli tüketime yönlendirdiği, mutluluğu daha fazla mal, mülk ve kariyer sahibi olmakla özdeşleştirdiği belirtiliyor. Bu durumun bireyin üretimden uzaklaşmasına, emekle kurduğu ilişkinin zayıflamasına ve toplumsal bağların aşınmasına neden olduğu ifade ediliyor.
Psikolojik savaş ve toplumsal denetim
Abdullah Öcalan, kapitalizmin yalnızca ekonomik araçlarla değil, psikolojik savaş yöntemleriyle de toplumu etkilediğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Kapitalizmde devlet ideolojisi, insanları karılaştırma ve sürüleştirme sistemidir. Liberalizm, toplum düşmanı bir ideolojidir. Bencilliklerin yaşam bulması özgürlük olamaz. Psikolojik savaş 24 saat süren bir savaştır."
Bu değerlendirmelere göre kapitalist modernite; medya, eğitim, kültür ve tüketim mekanizmaları aracılığıyla kendi değerlerini ve yaşam anlayışını topluma benimsetmeye çalışıyor. Bu süreçte alternatif toplumsal modellerin görünürlüğünün azaltıldığı, bireylerin tüketim odaklı yaşam biçimlerine yönlendirildiği ve toplumsal ilişkilerin yeniden şekillendirildiği belirtiliyor. Psikolojik savaşın da bu yönüyle yalnızca kriz ve çatışma dönemlerinde değil, toplumsal yaşamın her alanında etkisini sürdüren bir yöntem olarak işlediği ifade ediliyor.
Sınıflı uygarlığın ideolojik araçları
Sınıflı uygarlık sistemlerinin tarih boyunca iktidarlarını sürdürmek için farklı ideolojik araçlara başvurduğu belirtiliyor. Din, milliyetçilik, bilimcilik ve cinsiyetçilik, farklı dönemlerde farklı biçimlerde ortaya çıksa da egemenlik ilişkilerinin yeniden üretilmesinde temel araçlar olarak varlığını korudu.
Bu çerçevede devlet ve iktidar mekanizmalarının yalnızca zor aygıtlarıyla değil, düşünsel, kültürel ve ideolojik araçlarla da toplumu şekillendirdiği ifade ediliyor. Abdullah Öcalan'ın değerlendirmelerinde kapitalist moderniteye yönelik eleştiriler de bu noktada yoğunlaşıyor. Toplumsal hafızanın, kültürel değerlerin ve demokratik örgütlenme biçimlerinin korunması, kapitalist modernite ve ulus-devlet tartışmalarının temel başlıkları arasında yer almayı sürdürüyor.
Yarın: Kapitalist modernitenin dört ideolojik dayanağı







