Orta Doğu’da tırmanan savaş Lübnan’ı nasıl etkiliyor?

  • 09:03 13 Mart 2026
  • Güncel
Melek Avcı
 
ANKARA- İsrail ve ABD’nin İran’a dönük saldırıları Rojhilat ve Lübnan’da yıkımı derinleştirirken, Lübnan Kürtleri Newroz Derneği Başkanı Hanan Osman, bölgenin çok katmanlı bir savaşa sürüklendiğini ve en ağır bedeli halklar ile kadınların ödediğini söyledi.
 
ABD ve İsrail’in başlattığı savaşta İran, Rojhilat’a;  Kermanshah, Batı Azerbaycan, İlam gibi bölgeler hava saldırılarına uğradı, birçok sivil yaşamını yitirdi. Rojhilat’ta bulunan Kürt siyasi partileri ise bu saldırılar karşısında koordineli bir cephe oluşturdu. Demokrasiyi, Kürt haklarını ve İran rejimine karşı değişimi savunan altı büyük Kürt partisi “İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu” altında bir araya geldi. Bu koalisyon daha demokratik kazanımlar, kültürel, kimliksel haklar için mücadele edeceklerini her iki tarafında savaşına karşı olduklarını duyurdu. 
 
Hegemon güçlerin savaşı, Lübnan’a kadar uzanmış durumda. Lübnan’da saldırılar başkent Beyrut ve güney bölgelerini hedef alıyor. Son günlerde Beyrut’un Aicha Bakkar mahallesinde bir apartmana yönelik hava saldırısı çok sayıda yaralanmaya ve ciddi hasara yol açtı; güneyde ise Tayr ve Sidon saldırılar düzenlendi. Ülke genelinde sağlık yetkililerinin verdiği bilgilere göre, yüzlerce sivil yaşamını yitirdi ve büyük bir iç göç dalgası oluştu. İran’a destek veren Hizbullah ise Lübnan güneyinden İsrail’e saldırılar düzenledi. İsrail ise Hizbullah ve bağlantılı altyapılara yönelik hava saldırılarını sürdürmekte ve gerektiğinde kara operasyonlarına hazırlandığını açıkladı. Bu gelişmelerin ardından Lübnan hükümeti, çatışmayı sona erdirmek üzere İsrail ile ara bulucular aracılığıyla diplomatik girişimlerde bulunmaya başladı.
 
Lübnan Kürtleri Newroz Derneği Başkanı Hanan Osman Lübnan’na kadar uzanmış olan çatışmaları değerlendirdi. 
 
‘Kaygı ve bekleyiş söz konusu’
 
İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları, Kürdistan Rojhilat bölgeleri de dahil olmak üzere, Lübnan’da yankı bulduğunu söyleyen Hanan Osman, “Lübnan’da bu gelişmeler, İran’ın bir tarafta, ABD ve İsrail’in ise diğer tarafta yer aldığı daha geniş bir bölgesel çatışma çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu, bölgenin birçok farklı alanını kapsayan çok katmanlı bir çatışmadır. Bu nedenle birçok Lübnanlı, yaşananları geçici bir olay olarak değil; aksine, bu daha geniş çatışmanın güç dengeleriyle bağlantısı nedeniyle Lübnan üzerinde doğrudan etkileri olabilecek bir tırmanış olarak görmektedir. Halk düzeyinde ise, bu aktörler arasındaki gerilimin güvenlik ve siyasi sonuçlar doğurabileceği düşüncesiyle yaygın bir kaygı ve bekleyiş hali hâkimdir. Zaten karmaşık iç koşullar ve çoklu krizlerle karşı karşıya olan Lübnan için bu durum daha da hassastır. Buna ek olarak süren ağır İsrail saldırıları da düşünüldüğünde, bölgesel ölçekte yaşanacak herhangi bir tırmanış ülkenin zaten kırılgan olan istikrarını daha da zayıflatan ek bir faktör olarak görülmektedir” sözlerini kullandı. 
 
İç göç ve kayıplar
 
“İsrail’in Lübnan’a karşı başlattığı savaş, yalnızca Beyrut’un güney banliyöleri veya Güney Lübnan ile sınırlı kalmayıp ülkenin büyük bölümünü etkileyen geniş kapsamlı sonuçlar doğurmuştur” diyen Hanan Osman,  çatışmanın olduğu bölgelerde iç göçün yaşandığını söyledi. Hanan Osman, “Bu durum da barınma ve temel hizmetler açısından ev sahibi şehir ve kasabalar üzerinde ağır bir baskı oluşturmuştur. Bombardıman ve yıkım, okullar, hastaneler ve yollar gibi hayati altyapıyı da sekteye uğratarak birçok bölgede vatandaşların günlük yaşamını etkilemiştir. Ayrıca savaş çok sayıda yaralanma ve can kaybına yol açmış; iç göçün artması ve nüfusun daha dengesiz bir şekilde dağılmasıyla birlikte belirgin demografik değişimler ortaya çıkmıştır. Bu durum, ülkenin sosyal ve ekonomik dokusunu bütünüyle etkilemiş ve Lübnanlılar arasında farklı bölgelerde güvensizlik ve istikrarsızlık hissini artırmıştır” dedi.
 
Saldırıların nedeni ve bölgesel güç dengeleri
 
ABD ve İsrail’in İran’a ve bölgedeki güçlere yönelik politikalarının Lübnan’a kadar uzanmasının başlıca nedenin Lübnan’ın stratejik konumu ve bölgesel “direniş ekseni” içindeki bağlantı rolü olduğunu belirten Hanan Osman devamında şunları söyledi: “İran ile siyasi ve askeri bağları bulunan Lübnanlı güçlerin varlığı, Lübnan’ı bölgesel hesapların bir parçası hâline getirmektedir; zira ülke, İran’a veya bölgedeki müttefiklerine yönelik herhangi bir tırmanıştan doğrudan etkilenen bir alan olarak görülmektedir. Bu genişleme, İran’a baskı uygulamayı; müttefiklerinin siyasi ve askeri hareket alanını daraltarak ve komşu ülkelerde daha serbest hareket etme kapasitelerini sınırlayarak gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Bu saldırıların bölgedeki güç dengeleri üzerindeki etkisine gelince, bunların ittifakların yeniden şekillenmesine ve çeşitli aktörlerin kapasitelerinin yeniden değerlendirilmesine yol açması beklenmektedir. Tırmanış, bazı tarafların kırılganlığını artırmakta ve askeri ile siyasi manevra alanlarını kısıtlamaktadır. Aynı zamanda, bazı bölgesel güçlerin ortak bir tehdit olarak algılanan duruma karşı daha fazla bütünleşmesine de yol açabilir. Başka bir deyişle, bu saldırılar İran’ın ve müttefiklerinin bazı alanlarda doğrudan nüfuz kullanma kapasitesini azaltabilir; ancak aynı anda bölgesel direniş güçleri arasındaki dayanışmayı güçlendirerek bölgesel düzeyde dolaylı bir güç dengelenmesi yaratabilir.”
 
‘Yeni bir çatışmaya sürüklenmemeye odaklanıldı’
 
Lübnan’daki siyasi aktörler ve direniş güçlerinin İsrail’e karşı savaşta aktif rol alarak doğrudan bir tutum aldığını söyleyen Hanan Osman, Hizbullah’ın da savaşa girdiğini söyledi. Hanan Osman, “Hizbullah, İsrail’in saldırılarına yanıt olarak ve caydırıcılık kapasitesine sahip bir güç olarak konumunu pekiştirmek amacıyla İsrail’in iç bölgelerindeki hedeflere roket ve insansız hava aracı saldırıları düzenleyerek fiilen savaşa dahil oldu. Siyasi düzeyde ise direniş güçleri, Lübnan’ı ve topraklarını savunmaya odaklanan, aynı zamanda bölgesel müttefiklerinin çıkarlarını korumayı amaçlayan birleşik bir tutum sürdürmektedir. Bununla birlikte, konumlarını zayıflatabilecek Lübnan devletiyle herhangi bir iç çatışmadan kaçınmaya özen göstermektedirler. Öte yandan bazı Lübnanlı siyasi aktörler gelişmeleri temkinli bir şekilde izlemekte, iç siyasi pozisyonları koordine etmeye ve özellikle bölgeyi sarsan mevcut savaş koşullarında ülke içinde yeni bir çatışmaya sürüklenmemeye odaklanmaktadır” sözlerini kullandı.
 
Savaşın ve çatışmanın etkisi
 
Tüm bu gelişmelerin Lübnan’daki farklı siyasi partiler arasında yoğun tartışmalar ve belirgin ayrışmalar yarattığını da söyleyen Hanan Osman, “Bazı siyasi güçler direnişin tutumunu destekleyerek İsrail’e karşı verilen yanıtın Lübnan egemenliğini korumanın bir parçası olduğunu savunurken, diğer bazı partiler askeri tırmanışın devletin kırılganlığını artırdığını ve iç güvenlik ile istikrarı tehdit ettiğini düşünmektedir. Bu görüş ayrılıkları siyasi söylemde ve medyada açık biçimde yansımakta; devlet dışı silahların rolü, caydırıcılık stratejileri ve savaşın vatandaşların günlük yaşamı üzerindeki sonuçları gibi konular üzerine tartışmaları artırarak ülkedeki siyasi bölünmeleri daha da derinleştirmektedir. Mevcut bölgesel çatışmalar, Lübnan üzerinde ekonomik, sosyal ve siyasi düzeylerde derin etkiler yaratmaktadır. Ekonomik açıdan bu çatışmalar, temel tüketim mallarının fiyatlarının artmasına, yatırımların azalmasına, iş olanaklarının daralmasına ve elektrik, su ile sağlık hizmetleri gibi kamu hizmetleri üzerindeki baskının artmasına yol açmaktadır. Bu durum, zaten kırılgan olan Lübnan ekonomisini daha da zayıflatmaktadır. Sosyal açıdan ise tırmanan gerilim, iç ve dış göç dalgalarına neden olmakta; bu da toplumsal gerilimleri artırarak sosyal dokuyu zedelemektedir. Böylece vatandaşların günlük yaşamı doğrudan etkilenmekte ve aileler ile yerel topluluklar için ek zorluklar ortaya çıkmaktadır” diye belirtti. 
 
‘En büyük tehlike savaşın bölgeyi sarması’
 
Devamında ise Hanan Osman şunları kaydetti: “Kadınların durumu ise bu aşamada özellikle ağır bir şekilde etkilenmektedir. Kadınlar çoğu zaman çatışmaların en büyük yükünü taşımakta; çocuklara ve yaşlılara bakma sorumluluğunu üstlenmekte, eğitim ve istihdama erişimde daha büyük zorluklarla karşılaşmakta ve aile içi ile toplumsal şiddete daha fazla maruz kalmaktadır. Bu durum kadınların ekonomik ve siyasi yaşama katılımında bir gerilemeye yol açarken, toplumsal rollerinin kırılganlığını da daha da artırmaktadır. Bölge halkları açısından bakıldığında en büyük tehlike, çatışmanın birden fazla ülkeyi içine alan geniş ve uzun süreli bir savaşa dönüşme ihtimalidir. Böyle bir gelişme daha fazla yerinden edilmeye, gıda güvensizliğine, temel hizmetlerin çökmesine ve yoksulluk ile işsizliğin daha da artmasına yol açacaktır. Toplumsal açıdan ise bu durum, toplumların çok katmanlı sosyal dokusu için doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır. Özellikle kadınların ve gençlerin hakları daha büyük risk altına girmekte; en kırılgan kesimler marjinalleşme ve şiddete daha fazla açık hâle gelirken, kriz dönemlerinde kendi çıkarlarını koruma ve karar alma süreçlerine etkili biçimde katılma imkânları da giderek azalmaktadır.”