Tarihi çağrı bir yılı doldurdu: Sürecin muhatabı özgür olmalı
- 11:01 26 Şubat 2026
- Kadın Forumu
Büşra Turan
WAN - Bir yılını dolduracak olan "Barış ve Demokratik Toplum Süreci"ne dair konuşan DEM Parti Wan İl Eşbaşkanı Gülşen Kurt, toplumsal barışın inşası ve sürecin ilerleyebilmesi için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın özgür ve eşit koşullarda olması gerektiğini söyledi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025'te yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı" bir yılını doldururken, iktidar kanadında sürece dair her hangi bir adım atılmadı. İktidarın bu tutumu halklarda, büyük kaygı uyandırırken, bundan sonrası için neler olacağı ise belirsizliklerle sürüyor.
Endişe ve korkunun gölgesinde ilerleyen sürecin samimiyet testinde geçmesi için yapılması gereken ilk adımlara işaret ediliyor. Toplum barışın başarıya ulaşması için öncelikle sürecin muhatabı olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın özgür ve eşit koşullarda olmasını istiyor. Buna dair ara ara "Umut hakkı"nın hayata geçirilmesi tartışması gündeme gelse de somut bir adım atılmayarak, en temel hakta askıda bırakılıyor.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Wan İl Eşbaşkanı Gülşen Kurt ile bir yılını geride bırakacak olan "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı"na dair konuştuk.
'Adım atılmaması huzursuzluk yaratıyor'
Kürt halkının en temel hakları için yıllardır mücadele ettiğini, barışın inşası için adımlar attığını söyleyen Gülşen Kurt, gelinen aşamada artık devletin somut atması gerektiğini belirtti. Gülşen Kurt, “Kürt halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı barış ve demokratik toplum çağrısıyla birlikte Kürt sorununun savaş ve çatışma zemininden çıkarılarak demokratik ve barışçıl bir zeminde çözülmesi yönünde güçlü bir irade ortaya konuldu. PKK'nin topyekûn Kürt halkının bu iradeyi sahiplendiği ve barışın hayat bulması için sahada mücadele ettiği bir süreçten geçiyoruz. PKK’nin silahları yakması, kendini feshetmesi, silahlı çatışmalı sürecin sonlandırılarak demokratik bir zemine evrilmesi ve bir grubun geri çekilmesi adımları Kürt halkının attığı somut adımlardır. Ancak buna karşın devlet ve iktidar kanadından bir yıl boyunca herhangi bir somut adım atılmaması, halkta ciddi bir kaygı ve huzursuzluk yaratmıştır” dedi.
Komplo sürüyor
27 Şubat çağrısının yalnızca Türkiye’de yaşayan Kürt halkı için değil, Ortadoğu’da yaşayan tüm halklar açısından hayati bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Gülşen Kurt, “Ortadoğu’da Kürt halkı büyük bir komployla karşı karşıyadır. 2014 yılında Rojava’da kadınların öncülüğünde yürütülen mücadeleyle barbar çetelere karşı tüm dünyanın onurunu savunulmuştu. Ancak bugün sahada, ulus devlet aklının çetelerle ittifak yaptığını görmekteyiz. Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın demokratik, ekolojik kadın özgürlükçü paradigmasının Rojava’da hayat bulması, kadınların öncülüğünde siyasal ve toplumsal bir yaşamın inşa edilmesi saldırıların asıl hedefidir. Yürütülen bu komplonun Kürt-Arap katliamına dönüşmesinin Sayın Abdullah Öcalan tarafından demokratik ve pozitif müzakereyle, diplomasiyle masaya taşınarak önlendi. Rojava’da yaşanan gelişmeler bize en güçlü savunmanın öz savunma ve örgütlenme olduğunu da gösterdi. Savaş ve katliamların, demokratik modernitenin hayat bulmasıyla aşılabileceğini görüyoruz. Demokratik ulus bilincinin ve ulusal birlik ruhunun ortaya çıkmasıyla, savaş ve imha politikalarına karşı üçüncü yol çizgisi Rojava’da yaşam buldu” diye belirtti.
'Barış mücadelesini sürdüreceğiz'
Kadınların mücadelenin öznesi olarak barışın toplumsallaşması ve demokratik yaşamın inşası için her zaman öncülük ettiğini sözlerine ekleyen Gülşen Kurt, “Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmamız sadece Kürt kadınlarına değil, dünya genelinde ezilen tüm kadınlara ilham oluyor. ‘Jin, Jiyan, Azadî’ felsefesinin bugün İran’dan Afganistan’a, Latin Amerika’dan dünyanın dört bir yanına kadar kadınlara ilham verdiğini görüyoruz. Bizler biliyoruz ki bir toplumun özgürleşmesi, ancak kadının özgürleşmesiyle mümkündür. Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşmez bilinciyle mücadelemizi her alanda sürdürüyoruz. Kürt halkının ve ezilen tüm halkların özgürlüğü için mücadeleyi sürdürüyoruz. Yaşamın her alanında bu mücadelenin verileceğini ve kapitalist, emperyalist güçler karşısında örgütlü bir şekilde duracağımızın sözünü veriyoruz. Bu ülkeye barış gelinceye kadar mücadele edeceğiz” diye ekledi.
‘Sürecin muhatabı özgür olmalı'
Toplumsal barışın inşa edilebilmesi ve sürecin ilerleyebilmesi için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın üzerindeki tecridin kaldırılması ve "umut hakkı"nın uygulanması gerektiğini ifade eden Gülşen Kurt, “Sürecin baş mimarı ve baş müzakerecisi olan Sayın Abdullah Öcalan’ın bir an önce fiziki özgürlüğüne kavuşması, umut hakkının derhal devreye girmesi gerekmekte. 'Umut hakkı' bir lütuf değildir; Avrupa hukukunda bu konuda açık kararlar bulunmaktadır. Devlet ve iktidar kanadının Meclis’te bir an önce umut hakkını işletmesi gerekmektedir. Barışın sağlanması ve umut hakkının uygulanması, halkın beklentisi ve ihtiyacıdır. Sayın Abdullah Öcalan’ın toplumun tüm kesimleriyle bir araya gelerek, halka doğrudan hitap edebilmesinin önü açılmalıdır. Taraflardan biri tecrit altındayken, diğer tarafın özgür koşullarda süreci yürütmesi ne hakkaniyetli ne ahlaki ne de hukukidir. Halkın beklentisi bir an önce somut ve samimi adımların atılmasıdır. Halkın taleplerini, kaygılarını ve huzursuzluğunu giderecek cesur adımların devlet ve iktidar kanadı tarafından atılması gerekmektedir. Barış cesaret ister, barış samimiyet ister; halkın beklentisi de bu yöndedir” diye konuştu.







