Tarihi çağrı bir yılı geride bıraktı: Devlet samimi adım atmadı!
- 09:02 25 Şubat 2026
- Güncel
Dilan Babat
HABER MERKEZİ - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla başlayan süreçte PKK ateşkes ilan etti, silah yakma töreni düzenledi ve Türkiye sahasındaki güçlerini geri çektiğini açıkladı. Aynı bir yıllık dönemde Türkiye, karşılıklı adım atmadı, kurumsal bir yol haritasını ortaya koymadı.
27 Şubat 2025’te Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti aracılığıyla kamuoyuna duyurulan çağrısı, Kürt sorununun çözümüne dair yeni bir dönemin kapısını araladı. Abdullah Öcalan, silahların devreden çıkarılması ve demokratik siyasetin güçlendirilmesi yönünde açık bir çerçeve çizerken, PKK bu çağrıya ateşkes, silah yakma ve geri çekilme adımlarıyla yanıt verdi. Ancak aynı süreçte Türkiye’nin hem içeride güvenlikçi politikaları sürdürmesi hem de Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik askeri saldırılarını artırması, “karşılıklılık” tartışmasını derinleştirdi.
1 Ekim: Devlet Bahçeli’nin çıkışı
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Ekim’de yapılan yeni yasama yılı açılışında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti yöneticileriyle tokalaşması Meclis kulislerinde ve kamuoyunda gündem oldu. Tokalaşma, Meclis açılışı kapsamında düzenlenen resepsiyon sırasında gerçekleşti. Görüntülerde Devlet Bahçeli’nin DEM Parti yöneticileriyle kısa süreli bir selamlaşma ve tokalaşma gerçekleştirdiği görüldü.
22 Ekim Devlet Bahçeli’nin konuşması
Devlet Bahçeli, 22 Ekim’deki grup toplantısında, Abdullah Öcalan’a çağrıda bulundu. Bu konuşmasından tam bir hafta sonra Devlet Bahçeli, yeniden çağrıda bulunarak, Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılmasını ve akabinde Meclis'te konuşma yapmasını talep etti.
23 Ekim: Ömer Öcalan İmralı’ya gitti
Bunun ardından DEM Parti Riha Milletvekili Ömer Öcalan, 23 Ekim Çarşamba günü İmralı Cezaevi'nde Abdullah Öcalan ile görüştü. DEM Parti milletvekili Ömer Öcalan 24 Ekim Perşembe günü X hesabından yaptığı açıklamada, "Sayın Öcalan görüşmede genel siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunarak kamuoyuna şu mesajın iletilmesini istedi: 'Tecrit devam ediyor. Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim'.” ifadelerine yer verdi.
28 Aralık: İmralı’ya gidiş
28 Aralık’ta DEM Parti milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder İmralı’ya gitti. Abdullah Öcalan, görüşmede Kürt sorununun kalıcı çözümüne yönelik değerlendirmelerde bulundu, bölgesel (Ortadoğu) ve Türkiye’deki güncel gelişmeler ele alınırken, Türk-Kürt halklarının kardeşliğinin güçlendirilmesi, Türkiye’de tüm siyasi çevrelerin dar ve dönemsel hesaplardan uzak, yapıcı ve pozitif katkı sunması gerektiği yönünde oldu. Meclis'in bu süreçte en önemli platformlardan biri olduğunu vurgulayan Abdullah Öcalan, yeni sürece pozitif katkı sunmaya ve gerekli çağrıyı yapmaya hazır olduğunu iletti.
22 Ocak: İmralı’ya ikinci ziyaret
DEM Parti milletvekilleri Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve Ahmet Türk’ten oluşan heyet, İmralı’ya ikinci ziyareti gerçekleştirdi. Görüşme yaklaşık dört saat sürdü. İmralı’daki ikinci temas, önceki 28 Aralık 2024 ziyaretinin devamı niteliğindeydi. Heyet, Abdullah Öcalan’ın düşüncelerini ve sürece ilişkin değerlendirmelerini ele aldı.
27 Şubat: Abdullah Öcalan’ın çağrısı
27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan, PKK’ye silah bırakma ve örgütün sona erdirilmesi çağrısı yaptı. Bu çağrı, İmralı’da bulunan DEM Parti heyeti tarafından kamuoyuna duyuruldu ve “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” olarak adlandırıldı. Abdullah Öcalan mesajında, PKK’nin silah bırakmasını ve partisinin feshedilmesini, demokratik siyaset ve hukuki zeminin tanınmasını talep etti.
Çağrı ve ilk adımlar: Ateşkes süreci başladı
Kürt Halk Önderi’nin 27 Şubat’ta kamuoyuna açıklanan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının ardından PKK, 1 Mart 2025 itibarıyla ateşkes ilan etti. Açıklamada, sürecin ilerleyebilmesi için Abdullah Öcalan’ın iletişim ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi gerektiği vurgulandı. Ateşkes, sahada çatışmasızlık beklentisini büyütürken, devletin hangi somut adımları atacağı sorusu da gündeme geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise çağrının ertesi günü yaptığı açıklamada, “terörsüz Türkiye” söylemiyle “yeni bir safhaya geçildiğini” ifade etti. Ancak bu açıklamaya eşlik eden herhangi bir yasal düzenleme, müzakere mekanizması ya da takvim kamuoyuyla paylaşılmadı.
Bekleme dönemi
Mart, Nisan ve Mayıs ayları boyunca süreç büyük ölçüde “bekleme” ve “pozisyon alma” dönemi olarak ilerledi. Bu süreçte DEM Parti İmralı Heyeti, 21 Nisan ve 18 Mayıs tarihlerinde Abdullah Öcalan’la görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşmelerde çağrının içeriği ve sürecin ilerleme koşulları ele alındı. Ancak aynı dönemde Türkiye içinde operasyonlar, gözaltılar, toplantı ve gösteri yasakları, gazetecilere ve siyasetçilere yönelik davalar sürdü. Kayyım uygulamaları, yerel yönetimler üzerindeki baskının devam etti.
Temmuz 2025: Görüntülü mesaj ve silah yakma töreni
9 Temmuz 2025’te Abdullah Öcalan’ın 27 yıl sonra yayımlanan görüntülü mesajı kamuoyuna yansıdı. Abdullah Öcalan, 27 Şubat çağrısının arkasında durduğunu belirterek, demokratik dönüşüm ve silahsızlanma tartışmalarına işaret etti. Bu mesajdan iki gün sonra, 11 Temmuz’da Güney Kürdistan’ın Silêmanî kentine bağlı Dukan ilçesinde Bese Hozat öncülüğünde, 30 kişilik bir grup, kamuoyuna açık bir törenle silahlarını yaktı. Tören, ateşkesten sonra atılan ilk görünür silahsızlanma adımı oldu.
Avukat görüşmeleri: Kısmi açılım, kalıcı değişim yok
28 Ağustos’ta İmralı Heyeti ile bir görüşme daha gerçekleştirildi. Ardından 15 Eylül 2025’te Asrın Hukuk Bürosu avukatları, 6 yıl aradan sonra Abdullah Öcalan’la görüştü. Bu görüşme, tecridin kısmen gevşetilmesi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirildi. Ancak avukat görüşmeleri süreklilik kazanmadı, tecrit koşullarının bütünüyle kaldırılmadı ve hukuki çerçeve değiştirilmedi.
Geri çekilme kararları
26 Ekim 2025’te PKK, Türkiye sahasındaki tüm güçlerin geri çekilmeye başladığını açıkladı. Bu adım, silah yakma töreninden sonra sürecin ikinci kritik eşiği olarak değerlendirildi. Kasım ayında ise PKK, Zap bölgesinden tamamen çekildiğini duyurdu.
Meclis teması
24 Kasım 2025’te TBMM bünyesinde kurulan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” üyeleri İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan’la görüştü. Bu temas, devletin Meclis zemininde bir kanal açtığını gösterse de, sahada ve hukuk alanında buna karşılık gelen somut adımların atılmadı.
Rojava’ya yönelik saldırılar: Sürecin bölgesel çelişkisi
Türkiye’nin sürece rağmen bölgesel çelişkileri sürdü. HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı çeteler, Halep’in iki Kürt Mahallesi’ne saldırdı. Türkiye’nin içeride barış bölgedeki savaşı süreci tehlikeye atarken, Kobanê’ye dönük saldırılar ve kuşatma sürdü. Rojava’daki bu tablo, barış çağrılarıyla askeri pratikler arasındaki çelişkiyi daha görünür hale getirdi.
Bir yılın sonunda tablo net: Adımlar var, karşılık yok
27 Şubat çağrısından bir yıl sonra ortaya çıkan tablo, sürecin tek taraflı ilerlediğini gösterdi. Kürt Halk Önderi ve PKK cephesinde ateşkes, silah yakma ve geri çekilme gibi büyük adımlar atılırken; devlet cephesinde güvenlikçi politikalar, Rojava’ya yönelik saldırılar ve yargı baskısı sürdü.
Nihai rapor kabul edildi
Mili Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun son toplantısı (21’inci toplantı) 18 Şubat’a yapıldı. Toplantı, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında gerçekleştirildi. Komisyonun hazırladığı taslak/komisyon raporu oylamaya sunuldu. Rapor, nitelikli çoğunlukla kabul edildi. Komisyon raporunu 47 kabul, 2 ret, 1 çekimser oy kullanıldı. 50 komisyon üyesi milletvekili katıldı ve oylamadan önce grup/partiler adına konuşmalar yapıldı. Komisyon, çalışmaları boyunca toplam 21 toplantı yaptı ve 137 kurum/kişinin görüşüne başvurdu.
Komisyon raporunda iki ana eksen öne çıktı. Bunlardan ilki silah bırakma ve tasfiye süreci sonrası için yasal çerçeve, ikincisi ise demokratikleşme alanında yapılması önerilen düzenlemeler oldu. Raporda, silah bırakma ve tasfiye sürecinin güvenlik birimlerince tespit ve teyidinin esas alınması gerektiği belirtildi. Bu sürecin objektif, ölçülebilir, şeffaf ve denetlenebilir ölçütlerle yürütülmesine işaret edildi. Ayrıca, silah bırakma süreci ve sonrasını düzenlemek üzere geçici nitelikte, amaca özgülenmiş ayrı bir yasal düzenleme yapılması önerildi. Raporda, bu düzenlemelerin toplumda “cezasızlık” ya da “af” algısı yaratmaması gerektiği de vurgulandı.
İzleme mekanizması ve toplumsal bütünleşme vurgusu
Raporda yürütme içinde süreci izleyecek bir mekanizma kurulması, düzenli rapor hazırlanması ve bu raporların TBMM’ye sunulması önerileri yer aldı. Bunun yanı sıra eğitim, istihdam, psikososyal destek, yerel kalkınma ve sosyal-ekonomik imkanların geliştirilmesi gibi başlıklarda toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek adımların atılması gerektiği ifade edildi.
Demokratikleşme başlıklarında hangi öneriler yer aldı?
Raporda AİHM ve AYM kararlarına uyumun güçlendirilmesi, infaz mevzuatının gözden geçirilmesi ve hak özgürlük alanında yeni düzenlemeler yapılması önerildi.
AİHM ve AYM kararlarına uyum
Raporda, AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumun sağlanması için mevcut mekanizmaların güçlendirilmesi ve yeni etkili mekanizmaların kurulması gerektiği belirtildi. Raporda infaz mevzuatının AİHM ve AYM içtihatları ışığında yeniden ele alınması, koşullu salıverme ve infaz sürelerinde daha adil bir yaklaşım benimsenmesi yönünde değerlendirmeler yer aldı. Hasta ve yaşlı tutuklu-hükümlüler bakımından infaz ertelemesi gibi başlıklar da rapora girdi. Tutuksuz yargılamanın esas alınmasına dönük mevzuatın gözden geçirilmesi de öneriler arasında yer aldı.
İfade özgürlüğü ve toplantı hakkına dair düzenleme çağrısı
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun hakları genişletecek şekilde yeniden düzenlenmesi, TİHEK’in etkinliğinin artırılması, şiddet içermeyen fiillerin terör suçu kapsamına alınmaması ve TCK/TMK ile ilgili mevzuatın ifade özgürlüğünü güçlendirecek biçimde gözden geçirilmesi raporda öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.Basın-yayın mevzuatının da hukuki belirlilik temelinde yeniden ele alınması gerektiği ifade edildi.
Yerel yönetimler ve siyasi reform önerileri
Raporda yeni "Siyasi Partiler Kanunu", yeni seçim kanunları ve "Siyasi Etik Kanunu" önerileri de yer aldı. Yerel yönetimlere ilişkin bölümde ise idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun kullanılması ve belediye başkanının görevden el çektirilmesi halinde seçimin belediye meclisi tarafından yapılmasına dönük düzenleme önerildi.
DEM Parti’den itiraz: Sorunun tanımına itiraz
DEM Parti, komisyon raporuna kabul oyu verirken kapsamlı şerh koydu. DEM Parti’nin şerhinde, meselenin yalnızca “terör” eksenli değil; kimlik, hak ve özgürlükler temelinde siyasal bir sorun olarak ele alınması gerektiği yönünde itirazlar öne çıktı. DEM Parti cephesi, çözüm yaklaşımının yalnızca silah bırakma sonrası teknik düzenlemelerle sınırlanmaması; demokratikleşme, anadil hakları ve yerel demokrasi başlıklarını kapsayan bir çerçeveye dayanması gerektiğini vurguladı. Oyları, temel ayrışmanın sorunun tanımı ve çözümün hangi siyasal çerçevede ele alınacağı başlığında sürdüğünü ortaya koydu.










