Yerel demokrasiye giden yol: Abdullah Öcalan’ın yerinden yönetim yaklaşımı

  • 09:06 25 Ocak 2026
  • Güncel
 
Dilan Babat
 
HABER MERKEZİ – 1985’te Strazburg’da kabul edilen Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, yerel iradeyi demokratik siyasetin temeli olarak tanımlarken; Türkiye’de merkeziyetçi uygulamalar, Abdullah Öcalan’ın yerinden yönetim perspektifiyle de örtüşen bu ilkeleri fiilen yok sayıyor.
 
Yerel yönetimlere yönelik merkezi müdahalelerin arttığı, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması ve yerel kararların idari tasarruflarla askıya alınmasının olağanlaştırıldığı bir süreçte, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı yeniden gündemde. Yerel demokrasiyi, halkın doğrudan katılımını ve seçilmiş iradeyi güvence altına almayı amaçlayan bu sözleşme, Türkiye tarafından imzalanmasına rağmen uygulamada büyük ölçüde görmezden geliniyor. Özellikle Kürdistan’daki belediyelere yönelik kayyım atamaları, bütçe kısıtlamaları ve yetki gaspı, Şart’ın temel ilkeleriyle açık bir çelişki oluşturuyor.
 
Bu tartışmalar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yerinden yönetim ve demokratik toplum perspektifini yeniden referans haline getiriyor. Abdullah Öcalan, savunmalarında ve Demokratik Uygarlık Manifestosu’nda, merkeziyetçi ulus-devlet modelinin toplumsal sorunları derinleştirdiğini, yerel iradeyi bastırdığını ve halkın siyasete katılım kanallarını tıkadığını vurguluyor. Yerel özerkliği ise bölünme değil, birlikte yaşamın ve demokratik siyasetin asli koşullarından biri olarak ele alıyor. Bu çerçevede Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, yalnızca teknik bir uluslararası hukuk metni değil, demokratik çözüm ve toplumsal barış tartışmalarının hukuki dayanaklarından biri olarak öne çıkıyor.
 
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı nedir?
 
15 Ekim 1985 tarihinde Fransa Strazburg kabul edilip imzaya açılan ve Avrupa Konseyi çatısı altında imzaya açılan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı,  gerekli sayıda devletin ratifikasyonunun ardından 1 Eylül 1988 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu şartla birlikte yerel yönetimlerin yalnızca merkezi idarenin uygulayıcı birimleri olmadığı, halkın doğrudan seçtiği ve karar alma yetkisine sahip demokratik yapılar olduğu vurgusuyla hazırlandı. Sözleşme yürürlüğe girerken, Türkiye dahil birçok ülke tarafından onaylandı.
 
Yerel özerklik nasıl tanımlanıyor?
 
Şart’a göre yerel özerklik, yerel makamların kamu işlerinin önemli bir bölümünü, kendi sorumlulukları altında ve yerel halkın ihtiyaçları doğrultusunda düzenleyip yönetme hakkı olarak tanımlanıyor. Bu yaklaşım, yerel yönetimlerin tali ya da geçici yapılar değil, kamusal yaşamın asli aktörleri olduğu anlayışına dayanıyor. Abdullah Öcalan da benzer biçimde, toplumun kendi kendini yönetme kapasitesinin demokratikleşmenin temeli olduğunu, kararların halktan koparıldığı merkezi yapılarda demokratik siyasetin gelişemeyeceğini ifade ediyor.
 
Seçilmiş organlara vurgu
 
Sözleşmede, yerel yönetimlerin demokratik meşruiyetinin serbest ve adil seçimlerle oluşan organlar üzerinden sağlandığı belirtiliyor. Belediye başkanlarının ve yerel meclislerin görevden alınması ancak istisnai ve hukuki gerekçelerle mümkün görülüyor. Buna karşın Türkiye’de özellikle Kürdistan’da seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyım atanması, bu ilkenin askıya alındığını gösteriyor. Abdullah Öcalan, savunmalarında bu tür uygulamaları halk iradesinin gaspı olarak değerlendiriyor ve seçilmiş yerel yönetimlerin devre dışı bırakılmasının toplumsal gerilimi derinleştirdiğine dikkat çekiyor.
 
Merkezi denetimin sınırları
 
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, merkezi denetimi tümüyle reddetmiyor ancak bu denetimin yalnızca hukuka uygunlukla sınırlı olması gerektiğini vurguluyor. Yerindelik ya da siyasi takdir gerekçesiyle yerel kararların askıya alınması, Şart’ın temel ilkeleri arasında yer almıyor. Buna rağmen Türkiye’de merkezi idare, “kamu düzeni”, “tasarruf” ya da “güvenlik” gerekçeleriyle yerel yönetimlerin kararlarını askıya alabiliyor. Bu durum, özellikle Kürdistan belediyelerinde merkezi müdahaleyi kalıcı bir yönetime dönüştürüyor.
 
Mali özerklik temel koşul
 
Sözleşmede yerel özerkliğin mali kaynaklarla doğrudan ilişkili olduğu vurgulanıyor. Yerel yönetimlere verilen görevlerle bu görevleri yerine getirecek mali kaynakların uyumlu olması gerektiği belirtiliyor. Ancak Türkiye’de belediyeler büyük ölçüde merkezi bütçeye bağımlı durumda. Kürdistan belediyelerine yönelik bütçe kısıtlamaları ve kaynak aktarımının keyfi biçimde sınırlandırılması, yerel hizmetlerin sürekliliğini doğrudan etkiliyor. Kürt Halk Önderi, mali bağımlılığın siyasi bağımlılığı da beraberinde getirdiğini, bu nedenle yerel yönetimlerin ekonomik olarak güçlendirilmesinin demokratik toplumun ön koşullarından biri olduğunu vurguluyor.
 
Yerel sınırlar ve toplumsal bağ
 
Şart, belediye ve yerel idari sınırların değiştirilmesi sürecinde yerel halkın görüşünün alınmasını öngörüyor. Bu yaklaşım, yerel yönetimlerin yalnızca idari birimler değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bağların taşıyıcısı olduğu anlayışına dayanıyor.  Abdullah Öcalan’ın demokratik ulus perspektifinde de yerel toplulukların tarihsel, kültürel ve toplumsal bağları temel bir yer tutuyor.
 
Türkiye pratiği tartışma konusu
 
Türkiye, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı 1992 yılında onayladı ancak özellikle mali özerklik, yetki paylaşımı ve merkezi denetim alanlarında çekinceler koydu. Bu çekinceler, uygulamada yerel yönetimlerin merkeze bağımlı hale gelmesine yol açtı. İmzalanan bir sözleşmenin uygulanmaması, Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleriyle kendi iç hukuku ve pratiği arasındaki çelişkiyi derinleştiriyor.
 
Çekincelerin ardındaki merkeziyetçilik
 
Türkiye’nin Şart’a yönelik çekincelerinin temelinde güçlü merkeziyetçi devlet geleneği yer alıyor. Yerel özerkliğin “üniter yapıyı” zayıflatacağı yönündeki yaklaşım, özellikle Kürt coğrafyasında yerel yönetimlere yönelik baskıcı politikalarla somutlaşıyor. Oysa Kürt Halk Önderi, yerinden yönetimin bölünmeye değil, demokratik bütünlüğe hizmet ettiğini savunuyor ve merkeziyetçiliğin çatışmayı beslediğini vurguluyor.
 
Seçilmiş irade yerine idari müdahale
 
Kürdistan’da kayyım uygulamaları, Şart’ın seçilmişlik ve özerklik ilkeleriyle açık biçimde çelişiyor. Seçilmiş yerel yöneticilerin görevden alınması ve yerel meclislerin etkisizleştirilmesi, halkın siyasal katılım kanallarını kapatıyor. Bu durum, yerel demokrasiyi zayıflattığı gibi toplumsal barış ihtimalini de aşındırıyor.
 
Yerel demokrasi tartışması
 
Yerel yönetimlere yönelik müdahaleler, idari bir mesele olmanın ötesinde, demokrasi ve halk iradesi tartışmasının merkezinde yer alıyor. Belediyelerin yetkilerinin kısıtlanması, bütçelerinin merkezi kararlara bağlanması ve yerel kararların askıya alınması, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın neden yeniden gündeme geldiğini gösteriyor. Şart’a konulan çekincelerin kaldırılması ve yerel özerkliğin fiilen tanınması, yalnızca yerel demokrasi açısından değil, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın işaret ettiği gibi birlikte yaşam ve demokratik çözüm açısından da kritik bir eşik olarak görülüyor.
 
Yerel yönetimler neden yeniden tartışma başlığı?
 
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Türkiye’de bugün yalnızca bir uluslararası sözleşme değil; yerel irade, seçilmişlik ve demokratik yönetim tartışmalarının hukuki dayanaklarından biri olarak değerlendiriliyor. Yerel yönetimlerin yetki ve kaynaklarının sınırlandırılması, merkeziyetçi yönetim anlayışının sürdüğüne işaret ederken, Şart bu uygulamalara karşı referans metni olmayı sürdürüyor.