Medyanın bir yıllık dili
- 09:03 3 Ocak 2026
- Medya Kritik
Dilan Babat
HABER MERKEZİ - Kadın katliamları, çocuklara yönelik cinsel şiddet, artan şiddet verileri ve barış süreci tartışmaları… Son bir yıl boyunca medyada bu başlıklar yer aldı; ancak kullanılan dil, şiddeti görünür kılmak yerine çoğu zaman gizledi, sıradanlaştırdı ve politik bağlamından kopardı. Medyanın bir yıllık dili, toplumsal hakikatten çok devletçi ve erkek egemen bir anlayışı yeniden üretti.
Haber dili yalnızca yaşananı aktarmaz; neyin önemli, neyin önemsiz olduğunu, kimin konuşabileceğini ve kimin susturulacağını da belirler. Son bir yıl boyunca medyada kadın katliamları, çocuklara yönelik cinsel saldırı, taciz, şiddet verileri ile “Barış ve Demokratik Toplum” tartışmaları bu belirleyici işlev üzerinden ele alındı. Tüm bir yıllık süreçte medyanın büyük ölçüde şiddeti yapısal bir sorun olarak değil, kontrol altına alınması gereken münferit olaylar olarak sunduğunu; barış fikrini ise kamusal bir hak olmaktan çıkararak sessizliğe ittiğini ortaya koydu.
Kadın katliamları: Erkek şiddeti sistem olmaktan çıkarıldı
Kadın katliamları yıl boyunca yüzlerce haberin konusu oldu. Ancak bu görünürlük, şiddetin nedenlerini açığa çıkaran politik bir dil üretmedi. Medya, erkek şiddetini toplumsal ve siyasal bir sistemin sonucu olarak ele almak yerine, "bireysel öfke" patlamalarına indirgedi. Haberlerde sıkça kullanılan “tartışma sonrası”, “kıskançlık krizi”, “ayrılmak istedi” gibi ifadeler, katliam failinin tercihi olmaktan çıkarıp neredeyse kaçınılmaz bir son gibi sundu. Bu dil, erkek şiddetini gerekçelendiren ve faille empati kuran bir anlatı yarattı. Failin geçmişi, ruh hali ve ekonomik durumu detaylandırılırken; katledilen kadının yaşamı, mücadelesi ve talepleri yok sayıldı.
Bu yaklaşım, devletin koruma yükümlülüğünü de perdeledi. Koruma kararlarının uygulanmaması, cezasızlık politikaları ve kadınların defalarca yaptıkları başvuruların sonuçsuz kalması haber dilinde sistematik biçimde arka plana itildi.
Çocuklara yönelik cinsel şiddet:
Çocuklara yönelik şiddet, yıl boyunca medyada en az yer verilen ancak en yaygın şiddet biçimlerinden biri oldu. Haberler çoğunlukla dava aşamasında, kamuoyunda tepki oluştuğunda ya da dijital medyada gündem olduğunda yayımlandı. Bu durum, medyanın çocuklara yönelik tecavüz, tacizi süreklilik arz eden bir sorun olarak değil, istisnai “skandallar” olarak ele aldığını gösterdi. Kullanılan dil, çoğu zaman çocuğun uğradığı şiddeti teşhir eden, failin ise kimliğini ve kurumsal bağlarını gizleyen bir yapıdaydı. Failin ait olduğu kurumlar açık biçimde tartışılmadı; denetim mekanizmalarının neden işlemediği sorgulanmadı. Böylece çocuklara yönelik şiddet, toplumsal sorumluluk doğuran bir suç olmaktan çıkarılıp “şok edici haber” kategorisine sıkıştırıldı.
Bu dil, çocukları korumayı değil; sessizliği ve unutmayı besledi.
Şiddet verileri: İstatistikleştirilmiş acı
Medya, şiddet verilerini aktarmayı çoğu zaman görevini yapmış olmakla sınırlı tuttu. Kadın katliamları, çocuğa yönelik tecavüzü ve genel şiddet vakaları sayılarla ifade edildi; ancak bu sayıların arkasındaki politik tercihler ve hukuki eksiklikler tartışılmadı. Veriler, toplumda bir farkındalık yaratmak yerine, tekrar eden bir alışkanlığa dönüştü. “Bu yıl da arttı” söylemi, neden sorusunu sormayan bir kabullenme üretti. Sivil toplumun uyarıları ve çözüm önerileri ise çoğunlukla haber metninin dışında bırakıldı.
Bu yaklaşım, şiddeti olağanlaştıran ve toplumsal tepkiyi törpüleyen bir etki yarattı.
Barış ve Demokratik Toplum: Susturulan bir talep
Bir yıl boyunca Barış ve Demokratik Toplum Süreci tartışmaları medyada ya hiç yer almadı ya da güvenlikçi bir dil içinde daraltıldı. Barış, toplumsal bir hak ve ihtiyaç olarak değil; riskli, belirsiz ve tehlikeli bir alan olarak sunuldu. Bu dil, Kürt halkının, kadınların ve sivil toplumun barış taleplerini özne olmaktan çıkardı. Barış Anneleri, kadın inisiyatifleri ve yıllardır sürdürülen toplumsal barış mücadelesi medya anlatısında görünmez kılındı. Barış konuşulmayan bir konuya dönüştürüldü; sessizlik, tarafsızlık gibi sunuldu. Oysa bu sessizlik, açık bir politik tercihti.
Medya dili neyi yeniden üretti?
“*Erkek şiddetini bireyselleştirerek sistemi akladı,
*Çocuklara yönelik şiddeti görünmezleştirerek cezasızlığı besledi,
*Şiddeti sayılara indirerek toplumsal öfkeyi etkisizleştirdi,
*Barışı susturarak demokratik toplum fikrini daralttı.”
Ortaya çıkan gerçek
Bir yılın sonunda ortaya çıkan gerçek şu oldu: Medya dili, şiddeti önleyen değil; onunla birlikte yaşamayı normalleştiren bir çerçeve kurdu. Kadınların ve çocukların yaşam hakkı, barış talebi ve demokratik toplum mücadelesi, bu dil içinde tali başlıklara dönüştürüldü. Oysa haber dili, yalnızca anlatmaz; aynı zamanda sorumluluk alır. Şiddeti politik bağlamıyla görünür kılan, failleri ve kurumları işaret eden, barışı bir hak olarak savunan bir dil mümkündür.







