Lafı dolandırmayalım: Pozitif barış ne zaman? 2026-10-19 09:04:27   Melek Avcı    ANKARA - Kürt Özgürlük Hareketi fesih, silah bırakma ve çekilme adımlarını atarken, iktidar sözcüleri belirsizliğin süreceğinin sinyallerini veriyor. Çerçeve yasa rafta küflerken hukuki güvenceler ve demokratikleşme adımları bekletiliyor. Peki, pozitif barışa geçiş için devlet neyi bekliyor?   Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde, Kürt Özgürlük Hareketi'nin attığı somut adımlara rağmen devlet, hukuki ve siyasi sorumluluklarını yerine getirmemekte ayak diretiyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat çağrısıyla başlayan yeni aşamada örgütsel fesih ve silah bırakma kararlarının ardından 30 gerillanın silahlarını yakması, Türkiye sınırları içerisindeki güçlerin geri çekilmesi, Zap'ın ardından Metîna'daki çekilmenin de 8 Ekim itibarıyla tamamlanmasıyla silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçiş yönündeki irade somutlaştırıldı. Ancak bu adımların karşılığında devlet cephesinde aynı düzeyde hukuki ve siyasal bir dönüşüm gerçekleşmezken aksine belirsizliği derinleştiren bir propagandanın vuku bulduğunu görüyoruz.    Kürt Özgürlük Hareketi yönetimi, silahsızlanma ve çekilme konusunda atılabilecek adımları attığını, bundan sonraki sorumluluğun devlette olduğunu net bir biçimde vurgularken, iktidar cephesinden yapılan açıklamalar somut bir uygulama takvimine ise dönüşmüyor. Kürt hareketinin attığı adımların karşılığında “devletin ne yapacağı” sorusunun üstü örtülürken, yeni koşullar ve güvenlik değerlendirmeleri öne çıkartılan yeni argümanlar oldu. Böylece silahsızlanma konusunda gerilla güçleri kanadında önemli bir aşamaya gelinmesine rağmen demokratik siyasete geçişin hangi hukuki güvencelerle sağlanacağı, geri dönüşlerin nasıl gerçekleşeceği ve toplumsal barışın hangi esaslar üzerinde inşa edileceğine ilişkin ise devletin hala bir yanıtı yok.     Türkiye Kürt Hareketi’nin hızına yetişebilecek mi?   Gelinen aşamada, artık atılacak adıma yeri kalmayan Kürt Özgürlük Hareketi'nin yeni bir adım atıp atmayacağından çok, devletin, hareketin attığı bu adımlara yetişip yetişemeyeceğidir. Kök yasanın MGK vesayetinden bir an önce kurtulması ve çatışmasızlık ortamının kalıcı barışa dönüşebilmesi için demokratik siyaset kanallarının açılması, eşit yurttaşlığın hukuki güvenceye kavuşturulması ve toplumsal yaşama katılımın önündeki engellerin kaldırılması için koşması gereken bir hız gerekiyor artık. Ancak iktidarın açıklamalarında bu başlıkların somutlaştırılması yerine yeni koşulların öne çıkarılması, sürecin bir kez daha belirsiz bir takvime bırakıldığını gösteriyor. Meclis'ten geçen yasanın uygulanmaması, izleme mekanizmalarının oluşturulmaması ve Kürt Halk Önderi’nin hukuki statüsüne ilişkin belirsizliğin sürmesi, silahsızlanma ile demokratik çözüm arasında kurulması gereken hukuki ve politik bağın henüz oluşturulmadığını açığa çıkartıyor.    Yeni koşullar, eski erteleme siyaseti   İktidar cephesindeki bu yaklaşımın son örneklerinden biri Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un sürece dair yazısı oldu. Mehmet Uçum, “silahsızlanma ve devletle bütünleşme” başlıklarını sürecin merkezine yerleştirirken, demokratikleşme ve yeni anayasa taleplerinin diyalog sürecinin şartı olarak gündeme getirilmesine karşı çıktı. Mehmet Uçum, silahsızlanmayı öncelikli ve bağlayıcı bir koşul olarak ele alırken, devletin barış ve demokratikleşme için ne yapacağı konusuna ise iktidar adına hiç girmemeyi tercih ediyor. Kürt Özgürlük Hareketi'nin adımların karşılığının sürekli sonraki aşamalara ertelendiği bir tablo... Kürt sorununun anayasal boyutunun diyalog sürecinden ayrı tutulması ise bir diğer handikap. Meselenin tarihsel, siyasal ve toplumsal boyutlarının yanı sıra eşit yurttaşlık, dil, kimlik, yerel demokrasi ve siyasal temsil gibi doğrudan anayasal düzenle ilişkili olan Kürt sorununu hala “silahsızlanma” başlığı ile çözmekte ısrar eden bir yaklaşımın devam ettiği ortaya konuldu.  Devletin güvenlik merkezli yaklaşımının değişmesi ve demokratik hakların hukuki güvenceye kavuşturulması, pozitif barışın temel koşulları arasındayken, iktidarın hala bu noktaya gelemediği görülüyor.    KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat'ın mevcut koşullar değişmeden kimsenin dönmeye hevesli olmadığı yönündeki değerlendirmesi de geri dönüşlerin yalnızca fiziksel bir yer değiştirme olarak ele alınamayacağını ortaya koymuştu. Dolayısıyla eşit yurttaşlık ve demokratik siyaset hakkı güvence altına alınmadan yalnızca geri dönüşlerin gerçekleştirilmesi, sorunun temel nedenlerini ortandan kaldırmaya yetmeyecek.     Devletin atmadığı adımların çetelesi   Sürecin ilerlediğine ilişkin açıklamalar devam etse de devletin sorumluluğunda bulunan birçok başlıkta somut ilerleme sağlanmadı. Üstelik bu başlıkların bir bölümü yeni düzenlemeler gerektirirken, bir bölümü mevcut hukuki kararların uygulanması ve demokratik hakların önündeki engellerin kaldırılmasıyla ilgili.   Gelinen aşamada Kürt Hareketinin attığı adımların listesi uzarken,  devletin ise atmadığı adımların tablosu uzuyor da uzuyor:   *Alt komisyonlar çalışmaya başlamadı: Takip ve Değerlendirme Kurulu kapsamında oluşturulan alt komisyonların çalışmalarına ilişkin somut bir takvim açıklanmadı. Kurumsal mekanizmaların oluşturulduğunun belirtilmesine rağmen bunların hangi kararları aldığı ve nasıl bir uygulama hazırlığı yürüttüğü belirsizliğini koruyor.   *Meclis'te ekim ayının ilk haftasında kurulacağı belirtilen komisyon kurulmadı: Sürecin izlenmesi ve parlamenter dahiliyetin sağlanması amacıyla oluşturulması beklenen komisyon için işaret edilen takvim hayata geçirilmedi.    *MGK kararı çıkmadı: Kürt Özgürlük Hareketi'nin silah yakma ve çekilme adımlarına rağmen çerçeve yasanın uygulanmasını sağlayacak teyit ve tespit kararı alınmadı.    *Hukuki statü tanınmadı: Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın süreçte üstlendiği müzakereci ve koordinatör rolü yasal güvenceye kavuşturulmadı.    *Umut hakkı uygulanmadı: AİHM'in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının gözden geçirilmesine ilişkin kararları doğrultusunda beklenen düzenlemeler yapılmadı.    *Gazeteciler İmralı'ya henüz gitmedi: Abdullah Öcalan ile görüşmek amacıyla yapılan gazeteci başvuruları sonuçlandırılmadı, devlet bugün olmazsa yarın siyasetine devam ediyor. Sürecin doğrudan muhatabının kamuoyuyla iletişim kurabilmesinin önündeki sınırlamalar devam ederken, toplumsal bilgilendirme heyetlerin aktarımlarıyla sınırlı kalıyor.   *İnfazı bitenler tahliye edilmedi: İnfaz sürelerini tamamlamalarına rağmen İGK kararlarıyla siyasi tutsakların tahliyeleri engellenmeye devam ediliyor.     *AİHM ve AYM kararları uygulanmadı: Kobane ve Gezi Davası tutsakları özgürlüklerine kavuşmadı.     *Kayyımlar geri çekilmedi: Seçilmiş belediye yönetimlerinin yerine atanan kayyımlara ilişkin uygulamalarda geri adım atılmadı.     *Özgür basına, demokratik kamuoyuna ve sivil siyasete dönük sansür durmadı: Gazetecilik faaliyetleri, demokratik siyaset ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskı ve sınırlamalara ilişkin sorunlar devam etti.     Abdullah Öcalan'a sorumluluk var statü ise hala muğlak   Sürecin en önemli başlıklarından birini de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın müzakereci rolü ve çalışma koşulları oluşturuyor. Kürt Özgürlük Hareketi, Abdullah Öcalan'ın baş müzakereci ve Barış ve Siyasallaşma Komisyonu'nun koordinatörü olarak tanınması gerektiğini belirtirken, devlet cephesinde bu rolün hukuki statüsüne ilişkin somut adım hala gelmedi. Mehmet Uçum, yazısında Kürt Halk Önderi’nin çalışma koşulları, devletin süreçte üstlenmesini istediği “sorumlulukla sınırlandırılan” bir çerçevede olduğunu;  İmralı'da oluşturulan çalışma alanının kendisinin rolünü yerine getirebilmesi amacıyla hazırlandığını iddia etti. Sözleri, devletin sürece yaklaşımındaki temel çelişkilerden birini ortaya koyuyor. Kürt Halk Önderi’nden silahsızlanmanın tamamlanması ve toplumsal demokratik dönüşümün başlaması için sorumluluk üstlenmesi ve süreci yürütmesi beklenirken, bu süreci yürütmesi için gerekli çalışma koşulları ve hukuki statü ise sağlanmıyor.  Kürt Halk Önderi’nin üstlendiği rol net kabul edilirken, bu rolün gerektirdiği özgür iletişim, doğrudan temas ve çalışma olanaklarının aynı açıklıkla tanınmaması, sürecin yürütülmesinde açık çelişki.    Barış ve Siyasallaşma Komisyonun toplanma alanı   Bu noktada Kürt Halk Önderi’nin koordinatörlüğünde çalışması öngörülen Barış ve Siyasallaşma Komisyonu'nun faaliyetlerine başlaması önem taşıyor. Barış ve Siyasallaşma Komisyonu'nun çalışmalarını yürütebilmesi için üyelerinin doğrudan bir araya gelmesi, ortak değerlendirmeler yapabilmesi ve alınan kararların uygulanmasını takip edebilmesi gerekiyor. Böylesine kapsamlı bir sürecin yalnızca telekonferans görüşmeleri ve birkaç heyet aracılığıyla yürütülmesinin yeterli olmayacağı açık. Bu ancak, İmralı'da ya da Meclis bünyesinde oluşturulacak uygun bir çalışma ortamında gerçekleşmesi ile mümkün. Müzakerenin sürekliliği, muhatapların doğrudan temas kurabilmesi ve ortak çalışma mekanizmalarının oluşturulmasıyla sağlanabilir.     Negatif barıştan pozitif barışa geçiş    Gelinen aşamada sürecin önündeki temel mesele, çatışmasızlık ortamının kalıcı ve demokratik bir barışa nasıl dönüştürüleceği. Devlet sözcüsü Mehmet Uçum’un sözlerini aksine, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın negatif barıştan pozitif barışa geçiş olarak tarif ettiği aşama, yalnızca silahlı çatışmanın sona erdirilmesini değil, çatışmaya neden olan siyasal, hukuki ve toplumsal sorunların çözülmesini de gerektiriyor. Bu nedenle sürecin bundan sonraki aşamasında öncelikli adım, çerçeve yasanın uygulanması ve geri dönüşlerin hukuki güvence temelinde gerçekleştirilmesi. Kürt Halk Önderi’nin müzakereci ve koordinatör rolünün hukuki zemine kavuşturulması, Barış ve Siyasallaşma Komisyonu'nun çalışmalarına başlayabilmesi ve demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması, pozitif barışa geçişin birbirini tamamlayan başlıklarını oluşturuyor. Bunların sürekli yeni koşullara bağlanarak oyalama siyasetine devam edilmesi ise pozitif barışı geciktirmektedir.    Barış için yeni sözler değil, somut adımlar gerekiyor   Bu aşamada iktidarın yeni gerekçeler üretmek yerine mevcut yasal düzenlemeleri uygulaması, komisyonların çalışmalarını başlatması ve sürecin muhataplarının doğrudan bir araya gelebileceği mekanizmaları oluşturması gerekiyor.Kürt Özgürlük Hareketi'nin fesih, silah bırakma ve geri çekilme adımlarıyla ortaya koyduğu iradenin ardından artık tartışmanın merkezinde devletin sorumlulukları bulunuyor. MGK kararından hukuki statüye, yargı kararlarından demokratik siyasete, kayyım uygulamalarından cezaevlerine kadar uzanan sorunlar çözüm beklerken, sürecin ilerlediğine ilişkin açıklamaların tek başına barışı ve demokrasiyi inşa etmesi mümkün değil. Çatışmanın durması önemli bir başlangıç olsa da kalıcı barış, bu başlangıcın eşit yurttaşlık, demokratik haklar ve hukuki güvencelerle tamamlanmasına bağlı. Dolayısıyla artık yanıtlanması gereken soru Kürt hareketinin daha hangi adımları atacağı değil, devletin bugüne kadar atmadığı adımları ne zaman atacağı!