Cumhuriyet konferansı: Kadınlar değiştirmeli 2026-06-14 18:01:41   İSTANBUL - İstanbul'da düzenlenen "Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı"nda konuşan Diba Keskin, "Bu cumhuriyeti iyi tanımamız gerekiyor, yoksa kadın asla haklarını elde edemez. Kadınların rol ve misyonu eğer toplumun değişimi ise o zaman biz bunu değiştirelim” dedi.   İstanbul’da 29 aydın, yazar, siyasetçi ve sanatçının çağrısıyla düzenlenen, "İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı" 2'nci gününde Cem Karaca Kültür Merkezi'nde sürdü. Konferansın 6'ncı ve 7'nci oturumları gerçekleşti.    Konferansın 6'ncı oturumu, "Aynı Göğün Altında: Dayanışma, Örgütlenme ve Katılımcı Demokrasi" başlığı ile yapıldı.    Moderatörlüğünü Çilem Küçükkeleş'in yaptığı oturumda, Arif Ali Cangı, "Doğayla da Barış: Ekolojik Demokratik Cumhuriyet", Zülfiye Yılmaz, "Yerelden Merkeze Demokratik Katılımın İmkanları ve Hukuk Sınırları", Bahadır Özgür, "Ortak Emek ve Ekoloji: Yeni Bir Örgütlenmeye Doğru...", Cuma Çiçek, "Bir Gelecek için Eko-Bölgeler: Ademi Merkeziyet ve Kesişimsel Siyaset" başlığıyla sunum yaptı.    Osmanlı'dan günümüze yerel yönetimler    Anayasa Hukukçusu Zülfiye Yılmaz, yerel yönetimlerde tarihten günümüze yapılan yasa ve kanun değişiklikleri üzerinden durdu.    Osmanlı dönemindeki yerel yönetimlerin nasıl işlediğini anlatan Zülfiye Yılmaz, "Osmanlıdan bugüne yerel yönetimlere baktığımızda halkların yerelde hukuken görünmez durumda olduğunu söyleyerek, "Halklar mevcut reformların muhatabı olarak kurgulanmış. Özelikle Osmanlı reformlarından bu yana dağılmakta olan devletlerin merkezdeki yozlaşması yerelden yansıması söz konusu. Geçmişten bugüne yansıyan uygulamalar var. O dönem merkezden yerele atamalar yapılırdı" dedi.     Zamanla yerel yönetimlerin merkezle çatışan bir noktaya geldiğini anımsatan Zülfiye Yılmaz, itirazlar sonucu halkın yerelden politikalara katılmasının geliştiğine dikkat çekti.   'Mevzuatta değil, uygulamada sorun var'    200o sonrası belediyecilikte Avrupa Birliği süreci, kamu yönetim anlayışındaki değişiklik ile halkın yerelden görünmesinin önemli oranda arttığını söyleyen Züfiye Yılmaz, "Belediye kanunda belediye hizmeti halka en yakın yerden sunuldu. Eşitliği sağlayan bir kanun daha demokratik ve halkçı belediyecilik gelişti. Muhtarlıklar, kent konseyi, kent hakları hukuku yerini aldı. Bu şekilde düzenlemelerimiz var. Hukuki düzlemde belediye kanun da güvence sağlandı. Yine bütçe meselesi... Belediyeler kaynaklarını nereye harcayarak, hukuki işlem ve katılımcı bir usul ile yapmak zorunda..."    Zülfiye Yılmaz, 2011 sonrası Türkiye'de uluslararası Yerel Yönetim Özerlik Şartı bakımında halkın demokratik süreçlere katılımının olduğuna işaret ederek, gelinen noktada belediyecilikte mevzuattan öte uygulamada sorunların olduğuna işaret etti.    Konferansın 7'nci oturumu, "Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?" başlığı ile yapıldı.    Moderatörlüğünü Kuban Kural'ın yaptığı oturumda Neslihan Acar, "İşçiler Yurttaşlıktan Nasıl Kovuldu?", Yıldız Tar, "Yüzyıllık Yalnızlık: Cumhuryetin LGBTİ+ Realitesi ile İmtihanı ve Yeni Yüzyılda Çözüm Arayışları", Diba Keskin, Nasıl Bir Gelecekte Demokratik Cumhuriyet Dindar Kadına Ne Vaat Ediyor?", Ayşe Gül Altınay, "Dünyadaş Dayanışma ile Barışı Örmek", Mehmet Uğur Korkmaz, "Cumhur Cumhuriyet Gençlere Bırakır mı?" başlığında sunum yapıldı.       'Haklar ortadan kaldırıldı'     Neslihan Acar, işçi sınıfı olarak uzun yıllardır direndiklerini belirterek, "Direnirken, bazen kısmen kazanıyoruz, bazen de yeniliyoruz. Günümüzde işçi sınıfının kazanımlarını geriye götürdüğü bir süreci yaşıyoruz. Yurttaşlık sadece bir hukuki statü değildir. Sınıflı toplumlarda insanca asgari düzeyde bir yaşam çerçevesidir. Bugün barınma, beslenme, sağlık haklarımız tamamen ortadan kaldırılmış durumda. Bu bağın çözülmesiyle birlikte insanca yaşam talebi ise gelecek vaadine dönüşüyor. İnsanca yaşamak ve insanca çalışmak istiyoruz talebi öne çıkıyor. 1960-70'lerde yurttaşlık talebini tartışmazken, şimdi çok temel haklarımızın talep edilmesine sıkıştırılmış durumdayız. Bunun nedeni ise mevcut rejimdir. Bunu tanımlayıp anlamlandırmadan politik bir alan açmazsak halkların verdiği mücadeleyi de anlamakta zorlanırız" ifadelerini kullandı.    'Direniş mevzisini büyütelim'   Mücadeleyi anlamlandırmak, direniş mevziisini büyütmek gerektiğini söyleyen Neslihan Acar, "Devletin zor gücü daha disiplinli hale geldi. Hukuk bugün eşitlikçi bir tahayyütten çıkarılıp, kendi çıkarları için kullanılıyor. Ucuz emek, güvenciz üretim, toplu halde örgütleniyor. Sermayenin zor yoluyla saldırganlaştığını, yönetim haline geldiğini işçi eylemlerine yönelik saldırılardan da görebilirsiniz. Emperyalist bağlar içerisinde toplumsal mücadeleyi bastırarak, yurttaşlığın içi boşaltılıyor. Sendikasız güvencesiz yönetim söz hakkı kararı olmadığı bireylere dönüştüğü süreçleri yaşıyoruz. Bu düzenin emperyalist holdingci güçleri olduğunu söylüyoruz. Bunlar asla yargılanmazlar. Ta ki karşısında direnen bir gücü görmedikleri sürece... Holdingler ve etrafındanki güçler halkı birim birim kendi çıkarları için kullanıp suç sistematiği haline getiriyor.    Türkiye'deki durumu en iyi Dilovası katliamı özetlediğini söyleyen Neslihan Acar, "Dilova'daki katliamda hiç bir önlem alınmadan işçiler katledildi. Bu gibi katliamlara neden olan sermaye sahipleri ise hiç bir zaman yargılanıp, hesap vermezler" diye belirtti.    'Kadınlar değiştirmeli'     Diba Keskin, Osmanlı’nın yıkılmasının ardından elbette Cumhuriyet döneminde kadınlara bazı özgürlük alanlarının tanıdığını belirterek, “Cumhuriyet kadınlara özgürlük alanı verdi ama sadece onu kendisine bağlı olanlara verdi. Cumhuriyet, teoride her ne kadar laik ve eşit vatandaşlık vaat etse de, pratikte ulus-devlet refleksi Türk ve Müslüman omurgası üzerinden yükseldi. Gayrimüslim dindar kadınlar hem gayrimüslim olmanın getirdiği azınlık psikolojisini ayrımcılığı yaşadı hem de kendi cemaat yapılarının muhafazakâr sınırlarını cumhuriyetin seküler baskısı arasında sıkıştı. Onu tanımayan kimsenin hakkı tanınmadı. Yine kadınları hem din hem Cumhuriyet vurdu. Bu cumhuriyeti iyi tanımamız gerekiyor yoksa kadın asla haklarını elde edemez. Bunun karşısında Demokratik Cumhuriyet herkesin kendisini gibi yaşamasını, kendi kararlarını kendisinin verdiği, herkesin sözünü söylediği bir umut verir. Demokratik Cumhuriyet tek tip insanı savunmaz. Biz bunun için mücadele etmezsek bu da gerçekleşmez. Kadınların rol ve misyonu eğer toplumun değişimi ise o zaman biz bunu değiştirelim” diye vurguladı.   Militarizmin katmanları    Militarizm üzerine yaptığı çalışmalara ve "asker millet" mitine dair konuşan Ayşe Gül Altınay, “Nasıl oldu da kendimizi 'asker millet' olarak tanımlamaya başladık’ sorusu üzerinden araştırmalarda bulunduğunu ifade etti. “Katman katman militarizm içindeyiz ve hiçbirimiz masum değiliz” diyen Ayşe Gül Altınay “Biz bu acılardan nasıl yeni bir gelecek öreriz diye kendimize soruyoruz. Birimizin acısı ve bazen faili olduğumuz süreçler, belki de birbirimizin şifası olacak” diye kaydetti.    'Doğanın haklarının görünmez kılındı'    Şiddet sarmalının sadece insanı değil, tüm ekosistemi hedef aldığını belirten Ayşe Gül Altınay, doğanın haklarının görünmez kılındığını söyledi. Ayşe Gül Altınay, şöyle devam etti: “O 'biz' sadece insanlardan mı oluşuyor? Doğaya ve canlılara uyguladığımız şiddet ne olacak? Doğa hakkı kavramı Yeni Zelanda’da anayasaya girdi ama biz nerede duruyoruz? İnsanlık olarak ne zaman kendimizi doğanın hükümdarı görmeye başladık? Büyüklerimizin doğayla ilişkisi bizimki gibi değildi. Örneğin Sarıkeçililer, keçileri birer yoldaş ve rehber olarak görüyor. Doğayla kurulan bu ilişki üzerinden yeni bir hayat kurabiliriz."   Feminist ve LGBTİ+ mücadelesinden 'dünyadaşlık' dayanışmasına   Geleceğin ortaklaşma zeminini yeryüzündeki tüm varlıkların eşdeğerliliği üzerine kurmayı öneren Ayşe Gül Altınay, "Hepimiz biricik varlıklarız ama aynı zamanda biriz. Yeryüzünü canlı cansız tüm varlıklarıyla birlikte yaşama haline 'dünyadaşlık' diyoruz. Son yıllarda yapılan araştırmalar, ağaçların bile ormanlarda sürekli bir iletişim ve dayanışma halinde olduğunu gösteriyor. Neredeyse tüm LGBTI+ derneklerinin vegan politikası var; bu tüm aktivistlerin vegan olduğu anlamına gelmiyor ama dünyadaşlık dayanışma halkalarını genişletme çabasını gösteriyor. İkinci yüzyılda ortak gelecek derken, bu ortaklaşmayı dünyadaşlık üzerinden kurabilecek miyiz? Hiçbir canlının dışarıda kalmadığı, eşdeğer bir dünyadaşlık tahayyül edebiliyor muyuz?" diye sordu.