8 Mart ile Özgür ve Demokratik Topluma (6) 2026-02-25 09:01:28    Rojava’da direnişin hafızası ve 8 Mart   HABER MERKEZİ – Rojava’da 8 Mart, kadınların yalnızca alanlara çıktığı bir gün değil; devrimle kurulan özsavunma, örgütlülük ve ortak yaşam hatlarının savaş ve saldırılar altında yeniden güçlendirildiği politik bir eşik olarak karşılanıyor. Bu yıl Kobanê başta olmak üzere Rojava’ya dönük saldırılar sürerken, kadınlar hem sahadaki direnişle hem de saç örgüsü eylemleriyle erkek egemen çete zihniyetine karşı tepkisini büyüterek 8 Mart’ı karşılıyor.   8 Mart Dünya Kadınlar Günü, dünyanın birçok yerinde kadınların itirazını ve taleplerini görünür kılan bir gün olurken, Kürdistan’ın dört parçasında; inkâr, savaş, asimilasyon, işgal, yoksullaştırma ve erkek şiddeti karşısında biriken direniş hafızasının yeniden hatırlandığı bir eşik olarak ele alınıyor. Kürt kadın hareketinin Rojava, Rojhilat, Başûr ve Bakur’da ördüğü mücadele hattı; her parçada değişen koşullar, ortaklaşan itirazlar ve kadınların kurucu rolü üzerinden izleniyor.   Dosyamızın bu bölümünde, 8 Mart’a giderken Rojava’da kadınların devrimle birlikte kurduğu özgür yaşam iddiası ve bunu ayakta tutan örgütlülük biçimleri ele alınıyor.   2012 sonrası Rojava devrimiyle birlikte kadın direnişi, savaşın en sert koşullarında dahi “özgür yaşamı kurma” iddiasıyla şekillendi; kadınlar bir yandan DAİŞ’e ve işgal saldırılarına karşı özsavunmayı büyütürken, diğer yandan komünler, meclisler ve kadın kurumlarıyla toplumsal yaşamın yeniden inşasında belirleyici rol aldı. Bu nedenle 8 Mart’lar Rojava’da, kazanımları koruma ve daha ileri taşıma iradesinin görünürleştiği günlerden biri oldu.   Rojava’daki direniş hattı; özellikle son yıllarda sınır hattında süren askeri baskı, SİHA saldırıları, altyapıya dönük hedeflemeler, su ve elektrik kesintileri, zorunlu göç dalgaları ve ekonomik kuşatmanın ağırlaştırdığı yaşam koşulları içinde şekillendi. Bu yılın başından itibaren Kobanê başta olmak üzere Rojava’ya dönük saldırılar da bu tabloyu daha da ağırlaştırdı. İşgal ve çete saldırılarıyla birlikte yerinden edilme, parçalanan yaşamlar ve artan güvencesizlik, kadınların sırtındaki yükü büyüttü. Kadınlar ise bu tabloya karşı hem güvenliği hem de yaşamı kolektif biçimde örgütleyen mekanizmalar geliştirdi.   Kongra Star’a uzanan hat   Rojava’da kadınların örgütlü mücadelesi, devrim süreciyle birlikte yalnızca “görünür” hale gelmedi; aynı zamanda daha kapsamlı bir çerçeve kazandı. Kadın hareketinin yıllar içinde biriken örgütlü deneyimi, devrim sürecinde daha geniş bir zemine taşınarak Kongra Star çatısı altında güçlendi. Bu çatı, kadınların toplumsal örgütlenme, dayanışma, eğitim ve yaşamı yeniden kurma pratiklerini bir arada büyüten bir hat olarak öne çıktı.   Bu hat, kadınların yalnızca meydanlarda değil; mahallelerde, köylerde ve yerel meclislerde kurucu bir özne haline gelmesinin de zeminini oluşturdu. Böylece 8 Mart, Rojava’da “anma”dan çok, örgütlülüğün yenilendiği ve direnişin yaşamın içine yayıldığı bir eşik olarak önem kazandı.   Özsavunma ve yaşamı koruma hattı   Rojava’da kadın direnişinin belirgin başlıklarından biri özsavunma oldu. Bu pratik yalnızca askeri bir başlık olarak değil; kadınların bedenine, kimliğine ve toplumsal varlığına yönelen saldırılara karşı yaşamı koruma iradesi olarak ele alındı. 2014’te Kobanê direnişiyle birlikte DAİŞ’e karşı yürütülen mücadele, kadınların direniş hafızasında belirleyici bir eşik olarak yer etti. Bunu izleyen dönemde Efrîn’e (2018), Serêkaniyê ve Girê Spî’ye (2019) dönük saldırılar ve devam eden güvenlik tehditleri ise özsavunma tartışmasını yeni başlıklarla büyüttü.   Bu hattın en görünür taşıyıcılarından biri YPJ oldu. Kadınlar, YPJ saflarında DAİŞ’e karşı verilen mücadeleyi yalnızca askeri bir karşı koyuş değil; kadınların iradesini, yaşam hakkını ve devrimin kazanımlarını savunan bir direniş çizgisi olarak tarif etti. Kadınların savunma alanındaki bu deneyimi, QSD içindeki örgütlü varlıkla birlikte savunma ile toplumsal örgütlülük arasındaki bağı güçlendiren başlıklardan biri olarak öne çıktı.   Son dönemde HTŞ bağlantılı çete gruplarından birinin bir YPJ’li savaşçının saç örgüsünü keserek görüntülerini yayması da kadınlara dönük ideolojik saldırıların güncel örneklerinden biri olarak değerlendirildi. Kadınlar bu saldırıya, farklı kentlerde saç örgüsü videoları paylaşarak ve eylemler düzenleyerek yanıt verdi; saç örgüsü, kadın bedenine ve onuruna dönük saldırıya karşı kolektif itirazın simgelerinden biri haline geldi.   Özsavunma yaklaşımı cephe hattıyla sınırlı kalmadı; göçle büyüyen yerleşimlerin güvenliği, kadınların dayanışma ağları ve acil ihtiyaçlar üzerinden de ele alındı. Yerinden edilen ailelerin barınma, sağlık ve çocukların eğitime erişimi gibi başlıklar, “yaşamı koruma” çizgisinin ayrılmaz parçası olarak tartışıldı.   Komünlerden eşbaşkanlığa kadın politikaları   Rojava devrimi, kadınların siyasal temsiliyle toplumsal örgütlenmenin birbirini beslediği bir zemin yarattı. Eşbaşkanlık, kadın kotası, kadın meclisleri ve kadın kurumları; temsiliyetin ötesine geçen bir “zihniyet dönüşümü” hedefiyle birlikte ele alındı. Komünler ve yerel meclisler, kadınların yalnızca karar süreçlerinde değil, yaşamın örgütlenmesinde de söz sahibi olmasını sağladı.   Kadınların kurduğu kurumlaşma, hayatın ihtiyaçlarına temas eden pratiklerle görünür hale geldi. Şiddete karşı dayanışma ve yönlendirme mekanizmaları, hukuki ve psikososyal destek, kadın emeğini güçlendiren kooperatifler ve yerel üretim ağları bu hattın önemli başlıkları arasında yer aldı.   Yaşamın içinde kurulan mekanizmalar   Rojava’da kadınların kurduğu direniş hattı, siyasi zeminin yanı sıra erkek şiddetiyle mücadeleyi yaşamın içinde örgütleyen mekanizmalar üzerinden de şekillendi. Kadınların yerel düzeyde kurduğu başvuru merkezleri ve danışma kanalları, şiddetin görünmezleştirildiği alanlarda kadınların yalnız bırakılmamasını hedefleyen bir çizgi oluşturdu. Bu kanallar üzerinden kadınlar hukuki yönlendirme, psikososyal destek ve dayanışma ağlarına erişirken; komün ve meclisler düzeyinde yürütülen farkındalık çalışmaları da erkek şiddetine karşı toplumsal sorumluluğu büyüten bir hat kurdu.   Bu yaklaşım, kadınların yaşadığı şiddetin “özel alan”a hapsedilmesine karşı toplumsal sorumluluğu büyüten bir pratik olarak ele alındı; kadınların hak talebini kolektif dayanışma ve örgütlenme hattıyla buluşturdu.   Jinwar Köyü: Alternatif yaşamın somut örneği   Bu örgütlü hattın sembolleşen örneklerinden biri Jinwar Köyü oldu. 2018’de kuruluşu ilan edilen Jinwar, kadınların birlikte yaşamı örgütlediği, üretim ve dayanışmayı büyüttüğü, özgür yaşam iddiasının toplumsal yaşamın içinde karşılık bulduğu bir alan olarak öne çıktı. Köyde kolektif yaşam pratikleri; ortak emek süreçleri, tarım ve yerel üretim, çocukların eğitimine dönük çalışmalar ve kadınların birbirine yaşam pratikleri üzerinden güç verdiği dayanışma biçimleriyle birlikte anılıyor. Bu yönüyle Jinwar, Rojava’da kadınların “direniş”i yalnızca karşı koyma olarak değil, aynı zamanda yeni bir yaşamı kurma iradesi olarak ele aldığını gösteren somut örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.   Abdullah Öcalan’ın paradigması ve Rojava’da kadın direnişi   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlük paradigması, Rojava’daki kadın örgütlülüğünün dayandığı düşünsel zeminlerden biri olarak ele alındı. Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlüğünü toplumsal dönüşümün merkezine yerleştiren yaklaşımı; kadınların öncülüğünü, örgütlülüğünü ve özsavunmasını yalnızca bir “hak talebi” olarak değil, toplumu dönüştüren kurucu bir güç olarak tarif etti.   Bu çerçevede Rojava’da kadınların kurduğu örgütlenme biçimleri; eşbaşkanlık, komünler, kadın meclisleri ve kadın kurumlarıyla somutlaşan bir “demokratik toplum” iddiası olarak tartışıldı. Jineolojî ve demokratik konfederalizm tartışmalarında öne çıkan “kadının toplumsal yaşamın kurucu öznesi olması” vurgusu, Rojava’daki kadın devriminin siyasal ve toplumsal karakterini güçlendiren referanslardan biri olarak değerlendirildi.   Kadın kırımı ve özel savaş   Rojava’da kadınlara yönelik saldırılar yalnızca bireysel şiddet biçimleriyle sınırlı görülmedi; kadınların örgütlü gücünü hedef alan bir siyasal hat olarak da tartışıldı. Kadınların temsiliyetini, örgütlülüğünü ve devrimin taşıyıcı gücünü zayıflatmayı amaçlayan saldırılar; kadın kırımı tartışmasını güncel bir mücadele başlığı haline getirdi. “Özel savaş” politikaları askeri saldırıların yanı sıra; yoksullaştırma, korku iklimi, hedef gösterme ve toplumsal çözülme pratikleriyle birlikte ele alındı.   Kadın hareketi “özel savaş” başlığını, kadın öncülere dönük hedef göstermeler, tehditler, kaçırma vakaları, dijital takip ve itibarsızlaştırma girişimleriyle birlikte tartışıyor. Kadın savaşçıların bedenini, kimliğini ve sembollerini hedef alan teşhirci saldırılar da bu çerçevede değerlendiriliyor. Bu yöntemlerin ortak hedefi, kadınların kamusal alandaki görünürlüğünü zayıflatmak ve toplumsal örgütlülüğü çözmek olarak tarif ediliyor. Kadınlar ise bu tabloya karşı hem hakikat ve teşhir diliyle hem de dayanışma ağlarını büyüten pratiklerle yanıt üretiyor.   Ekonomik kuşatma, göç ve yaşamın yükü   Saldırıların yanı sıra ekonomik kuşatma, altyapı sorunları ve yoksullaştırma politikaları kadınların yaşamını doğrudan etkileyen başlıklardan biri oldu. Göç, ailelerin durumu, bakım emeğinin artması ve güvencesizlik, kadınların sırtındaki yükü ağırlaştırdı. Kadın hareketi bu tabloyu yalnızca “sosyal sorun” olarak değil; politikanın ve savaşın sonucu olarak ele aldı. Dayanışma pratikleri ve kolektif üretim arayışları, bu yük karşısında geliştirilen direnç biçimleri arasında yer aldı.   Rojava’da 8 Mart   Rojava’da 8 Mart, “Jin, jiyan, azadî” sloganının bir yaşam felsefesi olarak kurulduğu alanlardan biri olarak görüldü. 8 Mart; kadın devriminin kazanımlarını hatırlatma, saldırılar karşısında örgütlülüğü yenileme ve direniş hafızasını yeni kuşaklara aktarma günü olarak ele alındı.   Rojava’da 8 Mart hazırlıkları, son yıllarda olduğu gibi 2026’da da günlere yayılan etkinliklerle örülüyor. Mahalle buluşmaları, komün toplantıları, kadın emeği etrafında kurulan atölyeler ve forumlar; Qamişlo’dan Kobanê’ye, Hesekê’den Dêrik’e uzanan kentlerde farklı biçimlerde örgütleniyor. Kadın kurumları bu süreçte hem savaş ve yoksullaştırmanın yarattığı somut yaşam sorunlarını tartışıyor hem de kadınların yerel düzeyde aldığı kararları görünür kılan bir politik zemin kuruyor.   Bu yıl Kobanê başta olmak üzere Rojava’ya dönük saldırıların sürmesi, 8 Mart hazırlıklarına da doğrudan yansıdı. Kadınlar bir yandan çete saldırılarına karşı direniş hattını güçlendirirken, diğer yandan saç örgüsüne dönük saldırıya karşı geliştirdikleri eylem ve dayanışma biçimlerini 8 Mart’ın politik mesajıyla birleştirdi. Böylece 8 Mart, yalnızca bir takvim günü değil; saldırılar karşısında kadın iradesinin görünürleştiği güncel bir direniş zemini olarak karşılanıyor.   Bu süreç yalnızca mitinglerle sınırlı kalmıyor; yerinden edilen ailelere dayanışma ziyaretleri, kadınlara dönük şiddete karşı bilgilendirme toplantıları ve üretim kooperatifleri etrafında örgütlenen buluşmalar da 8 Mart takviminin parçası oluyor. Böylece 8 Mart, Rojava’da yaşamın içine yayılan bir süreklilik ve direniş hattı olarak güçleniyor.   Öne çıkan başlıklar: Kazanımları korumak, yaşamı örgütlemek   Rojava’da kadınların 8 Mart’a giderken öne çıkardığı başlıklar; savaş ve işgal saldırıları karşısında kazanımları koruma, kadın kırımı ve erkek şiddetine karşı mücadeleyi büyütme, ekonomik kuşatmaya karşı dayanışmayı güçlendirme ve demokratik örgütlülüğü sürdürme ekseninde şekillendi. Böylece 8 Mart, Rojava’da yalnızca “hak talebi” değil; savunma, yaşamı yeniden kurma, dayanışma ve kurumlaşma hatlarının bir arada büyütüldüğü politik bir eşik olarak anlam kazandı.