‘Kırmızı alarm veren BM’nin sessizliği suçların önünü açtı’ 2026-01-26 14:56:39   ANKARA - Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Rojava’ya yönelik saldırıları Birleşmiş Milletler Türkiye Ofisi önünde protesto ederek, “Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kurumların, ABD, Türkiye ve Suriye üzerindeki siyasi sorumluluğunu görünür kılmaya çağırıyoruz” dedi.   Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, HTŞ ve Türkiye’nin desteklediği çetelerin Rojava’ya dönük saldırıları ve Kobanê kuşatmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Türkiye Ofisi önünde toplandı. Sivil halka yönelik saldırılar, temel ihtiyaçların HTŞ tarafından engellenmesi ve insani yardım koridorunun hâlâ açılmamasını, “Kadın Bedenine Yönelik Şiddet Savaş Suçudur”, “Kobanê’de Çocukları Öldüren Kuşatma İnsanlık Suçudur”, “Kadınlar Barışta Israr Ediyor” pankartları ile protesto etti.   ‘Rojava’daki şiddet tüm kadınlaradır’   İnisiyatif adına söz alan Sevinç Koçak, Rojava’da kadın bedenine dönük saldırıları protesto eden kadınlara açılan soruşturma ve gözaltılara tepki göstererek, “HTŞ çetelerinin kadınların saç örgülerini birbirlerine hediye ederken, kadınların destek için yaptığı eylemler bile cezalandırılmaya başlandı. Bu aslında kadına yönelik şiddete karşı susmamızı isteyen bir zihniyetin ürünüdür. Kobanê ve Rojava’da çocuklar donarak ölüyor, kadınlara yönelik şiddet eylemleri devam ediyor. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir kadının saç teline gelmiş olan şiddet tüm kadınlara yöneliktir ve biz kadınlar olarak Rojava’da kadınlara yönelik yapılan savaş suçlarının yargılanmasını istiyoruz” sözlerini kullandı.   ‘Durum daha da sert bir hâl almıştır’   Ardından Zülal Artan ortak basın metnini okudu. HTŞ ve Türkiye destekli çetelerin 6 Ocak’tan bu yana Rojava’da katliamlar yaptıklarını söyleyen Zülal Artan, Rojava’daki halkların kazanımlarının gasp edilmeye çalışıldığını söyledi. Zülal Artan, “El Kaide’den yetişme IŞİD’li Colani, cihatçı çete sıfatından devlet başkanlığına terfi ettirilmiş, yaptığı ilk icraat ise Alevilere, Dürzilere karşı katliamlar yapmak olmuştur. Şimdi ise Suriye Demokratik Güçleriyle yaptığı anlaşmayı ihlal ederek Kürtlere saldırmaktadır. Colani, yönetimi devraldığı günden bugüne durum daha da sert ve kritik bir hâl aldı. Suriye Demokratik Güçleri’nin 17 Ocak günü ABD’nin yürütücülüğünde müzakerelerle Deyr Hafir ve Meskene bölgelerinden çekilmesine rağmen HTŞ’nin saldırganlığı devam etti” diye konuştu.   ‘Kırmızı alarm veren BM’nin sessizliği suçların önünü açtı’   Bunlar olurken DAİŞ çetelerinin bulunduğu cezaevlerinin boşaltıldığını ve savaş suçlularının Kürtlere karşı silahlandırıldığını söyleyen Zülal Artan, “Birleşmiş Milletler, yayımladığı raporda IŞİD’in yeniden canlanma riskinin ‘kırmızı alarm’ verdiğini duyurdu. Kürt kadınlarının esir alındığı, direnişçilerin kafalarının kesilerek infaz edildiği videolar dolaşıma sokuldu. 1988’de Saddam Hüseyin’in Kürtlere yönelik katliamlarının adı ve sembolü olan Enfal Suresi, bu kez Suriye’de bir genelgede karşımıza çıktı; HTŞ, Rojava’ya yönelik saldırıyı ‘fetih’ olarak tanımladı. IŞİD’in yenilgisiyle sonuçlanan direnişin başlangıç yeri olarak tarihe geçen Kobanê; suya, elektriğe, ilaca ve yaşamsal ihtiyaçlara erişimin engellendiği bir kuşatma altına alındı. Birleşmiş Milletler temsilcileri, Halep’e yönelik saldırılar sürerken Colani ile görüşmeler yürüttü. Uluslararası hukukun ve insani sorumluluğun adresi olması gereken Birleşmiş Milletler’in bu süreçteki sessizliği ve etkisizliği, yaşanan suçların önünü açtı” sözlerini kullandı.   ‘Protestolarda AKP rejiminin işkencesi görülüyor’   Zülal Artan devamında şu ifadeleri kullandı: “Kobanê soğuk, üzerindeki ağır kuşatma ve yolların dış dünyaya kapatılması, kentin gıdasız, susuz, ilaçsız, yakıtsız, elektriksiz, internetsiz bırakılması ve buna eklenen şiddetli soğuklar sonucunda 5 çocuk donarak yaşamını yitirdi” diyen Zülal Artan, devamında şunları söyledi: “Rakka kentinden kaçmaya çalışan 12 kişilik Kürt bir aile, yolda çeteler tarafından durdurularak vahşice katledildi. Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ehmed’in dün yaptığı açıklamaya göre; HTŞ, DAİŞ ve Türkiye destekli paramiliter gruplara esir düşen yüzlerce savaşçı ve sivil infaz edildi. Dünyanın her yerinde ve Türkiye’de Rojava’da yaşanan katliamlar protesto ediliyor. Barışçıl protestolara AKP rejimi tarafından polis zoruyla, işkenceyle, gözaltılarla, gazla, copla müdahale ediliyor. Bu ülkede Kürt düşmanlığı bizzat iktidar ve aparatları eliyle körükleniyor. Dün Mersin’in Tarsus ilçesinde Rojava protestolarının ardından evinin balkonunda bulunan Kobanêli Baran Abdi, sözde komşusu olan MHP’li Hüseyin Kanlıbıçak tarafından başından vurularak katledildi.    ‘Uluslararası kurumlar acil harekete geçmeli’   Biz bu gelişmeler karşısında bir kez daha dünyaya sesleniyoruz. Bu mücadele, özellikle kadınlar için ve dünya halkları için, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimize dair bir tercihtir. Emperyalist güçlerin, Rojava gibi halkların ve inançların kendi kaderini tayin ettiği bir modeli değil; kendi denetimleri altındaki İslamcı yapıları tercih etmesi, cihatçılığın devletleştiği, katliamın meşrulaştırıldığı, hiçbir kadının, hiçbir çocuğun güvende olmadığı bir dünya dayatmaktadır. Buna karşı biz; kimsenin kimliği, inancı ve varoluşu nedeniyle hedef alınmadığı, eşitliğin emperyalist devletlerin lütfu değil halkların kendi mücadelesiyle kazanıldığı bir dünyayı savunuyoruz. Biz ikincisini seçiyoruz. Bu nedenle herkesi aşağıdaki acil talepler etrafında ses yükseltmeye, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kurumların, ABD, Türkiye ve Suriye üzerindeki siyasi sorumluluğunu görünür kılmaya çağırıyoruz.   Acil taleplerimiz   *Kürt halkına ve Suriye’deki tüm diğer halklara yönelik saldırılar derhal durdurulmalıdır. Kobanê üzerindeki kuşatma kaldırılmalı; insani yardım koridoru hemen açılmalıdır. Suya, elektriğe, sağlık hizmetlerine ve yaşamsal ihtiyaçlara kesintisiz erişim acilen sağlanmalıdır.   *Uluslararası Ceza Mahkemesi derhal devreye girmeli ve savaş suçları durdurulmalıdır. IŞİD ve HTŞ başta olmak üzere bu suçları işleyen tüm yapılar yargılanmalı ve hesap vermelidir.   *Uluslararası izleme mekanizmaları derhal devreye girmeli; bölgede yaşanan zorla yerinden etme, infaz, işkenceler, toplu katliamlar, sivil altyapıya saldırılar, kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel suçlar başta olmak üzere ağır insan hakkı ihlallerinin tespiti, belgelenmesi ve önlenmesi için gerekli adımlar atılmalıdır.   *Suriye’de Kürtlerin ve diğer halkların kendi kaderlerini tayin etme ve kendi kendini yönetme hakkı tanınmalı; bu hakkı ortadan kaldırmaya yönelik dış müdahalelere ve askerî saldırılara derhal son verilmelidir.”