Rojava eylemlerinde polis işkencesi 2026-01-25 09:10:04    Evin Çiftçi    RIHA - Rojava’ya yönelik saldırıları protesto edenlere dönük polis müdahalelerinde işkence ve kötü muamele yapıldığını belirten ÖHD’li avukat Dicle Aksu, aralarında 2,5 aylık bebeğini emziren bir annenin de bulunduğu çok sayıda kişinin darp edilerek gözaltına alındığını anımsatarak, “Bu bir hukuk ihlali değil, sistematik bir işkencedir” dedi.   HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı çetelerin, 6 Ocak 2026 tarihinden bu yana Rojava’ya yönelik saldırıları sürüyor. Saldırılara karşı halk sessiz kalmıyor; birçok kentte protesto eylemleri düzenleniyor. Ancak Türkiye ve Kürdistan kentlerinde, Rojava’ya dönük saldırıları protesto etmek amacıyla gerçekleştirilen bu eylemlere yönelik müdahalelerde polisin, işkence ve kötü muamelesi giderek artıyor.  Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ile ilgili hak örgütlerinin verilerine göre, gözaltı işlemleri sırasında orantısız güç kullanımı, ters kelepçe uygulamaları ve darp vakaları yaşanıyor. Bu uygulamalarla anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı fiilen engelleniyor.   Konuya ilişkin ÖHD Riha şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Dicle Aksu ajansımıza konuştu.   Halka uygulanan orantısız güç   Rojava’daki saldırılara yönelik yapılan eylemlerde polislerin halka karşı orantısız güç kullandığının altını çizen Dicle Aksu, yaşatılanların büyük bir haksızlık ve işkence olduğunu söyledi. Dicle Aksu, “Rojava’daki insanların bir soykırıma uğratıldığını söylemek mümkün. Orada yaşatılan insanlık dışı hak ihlallerine karşı yürütülen muazzam bir mücadele var. Bu mücadele hem burada, hem Rojava’da hem de Avrupa’da sürdürülüyor. Urfa özelinde konuşmak gerekirse; Urfa merkezde, Viranşehir ve Suruç ilçesinde yapılan çeşitli gösteri yürüyüşlerinde orantısız güç kullanımıyla insanlar gerçekten mahvedildi. Saldırılara karşı yapılan eylemler sonucunda birçok kişi gözaltına alındı. Hatta aralarında 2,5 aylık bebeğini emziren bir anne de vardı. Bu anne darp edilerek, işkenceyle gözaltına alındı. Çocuğuyla görüştürülmesine izin verilmedi” şeklinde konuştu.   ‘Sen kendini illa öldürteceksin’   TEM Şube’deki bir polisin bir yurttaşa, “Sen kendini illa öldürteceksin” söylemini kınayan Dicle Aksu, bu işkenceler ve kötü muameleler adına etkin soruşturma başlatılmasını talep etti. Dicle Aksu, “TEM Şube’de müvekkillerimizle yaptığımız görüşmelerde yine görüyoruz ki; kendilerine karşı hakaret, küfür, tehdit ve darp söz konusu. TEM Şube’deki bir polisin bir yurttaşa, ‘Sen kendini illa öldürteceksin’ söylemi, kesinlikle hiçbir hukuk devletine yakışmayan bir söylemdir. Biz, derhal bu işkenceler ve bu kötü muameleler adına etkin bir şekilde soruşturma yürütülmesini talep ediyoruz. Zaten haklarında suç duyurusunda bulunduk” dedi.   Sistematik işleyen işkence ve kötü muamele ortaklığı   Sistematik işleyen işkence ortaklığına dikkat çeken Dicle Aksu, gerekli bütün başvuruları yaptıklarını söyledi. Dicle Aksu, “Hem Kürdistan’da hem de Türkiye illerinde Rojava’daki katliamlara karşı yapılan eylemler, gösteriler, yürüyüşler ve mitinglerin hepsi anayasal haktır. Bu şekilde insanların kriminalize edilerek; polisinden doktoruna, doktorundan valisine, emniyet amirlerinden mülki amirlerine kadar herkesin bu işkencenin bir parçası olması kabul edilemez. Bununla ilgili gerekli bütün başvuruları yapıyoruz. Raporlar hazırlayıp Birleşmiş Milletler’e de sunacağız. Fakat şunu söylemek istiyoruz ki; bu şekilde yapılan baskılar, kötü muameleler ve işkenceler, insanların tepkilerini ortaya koymasını engelleyemez, bir adım bile geri attıramaz” dedi.   ‘Yapılan müdahaleler barış sürecini doğrudan etkiliyor’   Son olarak insanlara yönelik müdahalelerin barış sürecini doğrudan etkilediğini söyleyen Dicle Aksu, şu ifadelere yer verdi: “Rojava’da yaşatılan acılar ve katliamlar ile Rojava’daki katliamlara karşı burada tepki gösteren insanlara yapılan müdahaleler, barış sürecini doğrudan etkiliyor. Bu şekilde devam ettiği sürece, sürece çok büyük olumsuz yansımaları olacağını düşünüyorum. Tabii ki her zaman barıştan yanayız. Ancak insanlara yapılan işkenceler ve kötü müdahaleler kabul edilemez. Bir yandan ‘barışacağız’ deyip, diğer yandan insanları dövüp gözaltına alarak bir barış sürecinden söz etmek çok da gerçekçi olmaz.”