Gülistan Doku dosyasındaki gizlilik kararının nedeni üst düzey kamu görevlisi mi? 2026-01-04 09:00:17   Şehriban Aslan-Ayşe Güney   AMED- Gülistan Doku dosyasında 6 yıldır gizlilik kararı devam ederken kararın altında bazı nedenlerin olabileceği ortaya çıktı. Dosya avukatı Ali Çimen, mail vasıtasıyla 3’üncü bir kişinin soruşturmada örtbasta aktif rol aldığı ve bunu da yine üst düzey kamu görevlisiyle birlikte yaptığını özellikle belirttiğine dikkat çekti.   Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku 5 Ocak 2020 tarihinde Dêrsim’de şüpheli bir şekilde kayboldu. Gülistan Doku’nun ailesinin aynı gün Dêrsim’e giderek, “kayıp ihbarı” başvurusunda bulunmasının ardından arama çalışmaları başlatılırken, yapılan araştırmalar sonunda Gülistan Doku'nun cep telefonunun en son Uzunçayır Baraj Gölü üzerindeki Sarısaltuk Viyadüğü'nde sinyal verdiği belirlendi. Gülistan Doku’nun suya atlama ihtimali göz önünde bulundurularak, Munzur Nehri’nde arama çalışmaları yapıldı; ancak yapılan arama çalışmalarında en ufak bir ize rastlanmadı. Ailenin ve avukatların tüm taleplerine rağmen Gülistan Doku’ya dair karada arama çalışmaları yürütülmezken, devlet yetkilileri ısrarla “suda” olduğunu iddia ederek soruşturmayı titizlikle yürütmedi.   Dosyada şimdiye dek üç savcı değişirken 2024 yılında gelen son savcı 25 Ağustos 2025 tarihinde özel bir ekip kurdu. Dosya, savcı tarafından yeniden incelenmeye başlandı. Soruşturmayı baştan ele alan savcı, özel ekip kurulması talimatı verdi. Özel ekibin, dosyadaki delilleri yeniden inceledi. Gülistan Doku'nun kaybolmadan önceki gün ve kaybolduğu güne ait kentteki tüm Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) görüntüleri ve Plaka Tanıma Sistem (PTS) kayıtları toplandı. Gülistan Doku’ya ait yeni görüntülerin de bulunduğu, 67'si ana arter olmak üzere toplamda 70 KGYS ile güvenlik kameralarına ait ek 700 saatlik görüntü de dosyaya girdi. İncelenen görüntülerde de Gülistan Doku’ya dair herhangi bir ize rastlanmazken görüntülerin hala incelendiği belirtiliyor.   Dosya avukatı Ali Çimen ajansımıza verdiği röportajda ise dosyada gelişmelerin olduğunu ve bu gelişmelere dair ihbarlarda bulunduklarına dikkat çekti.   ‘Suya düştüğüne dair izlenim yaratıldı’   Gülistan Doku dosyasında yaşananları anlatan Ali Çimen, “Gülistan Doku’nun kaybettirilmesine ilişkin soruşturma 6 Ocak 2020 tarihinde ailenin Dêrsim'e gidip orada şikayette bulunması sonucunda başlatıldı. Soruşturmanın erken aşamasında biliyorsunuz basında da ‘arkasında intihar mektubu bırakan kız Dinar Köprüsü'ne gidip intihar etmiş’ şeklinde haber yapıldı. Dosyada intihar algısı pekişsin diye 24 Ocak 2020 tarihinde emniyetin tuttuğu bir tutanak vardı. Dinar Köprüsü üzerinden suya düşen bir nesne izlenimi yarattılar. Bu suya düşen nesne de Gülistan Doku olduğu sonucuna vardılar ve tüm soruşturma sadece intihara yönelik olarak ele alındı” dedi.   ‘220 gün baraj oyunu oynandı’   Gülistan Doku dosyasında, “İnsan öldürme veya diğer yönleriyle herhangi bir şekilde bir işlem yapılmadı” diyen Ali Çimen, “220 Gün boyunca biliyorsunuz barajda bir insan arandı. Biz buna ‘baraj oyunu’ dedik. Yani bir baraj oyunu oynandı. Baraj boşaltıldı, ekipler getirildi. Onlarca işlem yapıldı ve ara ara da durdu. Yani biri başlıyordu sonra duruyordu. Sonra tekrar başlıyordu. Üç defa böyle tekrarlandı. Sonucunda tabii biz ilk aşamadan beri bunun bir kaybettirme olayı olduğunu yani bir intihar olmadığını, intihar etmesi için bir nedenin bulunmadığını zaten 4 Ocak 2020 tarihinde yeni bir işe başladığını, yeğenlerine hediyeler aldığını, eve dönüş planını yaptığını ve bu anlamıyla intiharı gibi düşündürecek bir olgu olmadığı söyledik. Suya düşen nesneye ilişkin tutulan tutanağa biz itiraz ettik. İtirazımız sonrasında dosya Ulusal Kriminal Büro'ya gitti. Yani bir bilirkişi raporu geldi. Bilirkişi raporunda açıkça ortaya çıktı ki suya düşen bir nesne yok. Sadece öyle bir izlenim yaratılmış” sözlerine yer verdi.   ‘Mailden gelen bilgide üçüncü kişi olduğu ortaya çıktı   Ali Çimen konuşmasının devamında, “Görüntüde bir kayma var. O kaymayı suya düşen bir nesne, insan şeklinde algılatmışlar. Sonrasında biz soruşturmanın o aşamadan itibaren insan öldürme şeklinde ele alınması gerektiğini söyledik. En azından bu tutanağı tutanlar yani bu soruşturmayı insan öldürme şeklinde değil de intihara yönelik bir örtbası sağlayanların cezalandırılması istemi ile yer yer bizim taleplerimiz söz konusu oldu. Bu dosyada biliyorsunuz baş şüphelimiz vardı. Şüpheli bir aile vardı. Bu şüpheli annesinin CİMER'e yazdığı bir yazı vardı. Bu yazıda kendisinin çocuklarının yurt dışına çıkarılması ile ilgili üst düzey bir görevlinin, kamu görevlisinin telkini olduğu, onun talimatıyla yurt dışına çıkarıldığına ilişkin yazılı beyanı vardı. Bu beyan sonrasında biz üst düzey bir kamu görevlisinin Gülistan Doku örtbasına yönelik bir şüphenin oluştuğu ve bu kişiyle ilgili bir yargılama yapılmasına yönelik bizim talebimiz oldu. Bu talebimiz sonrasında bu aşamaya kadar herhangi bir işlem yapılmadı. Biliyorsunuz dosyamızda birden fazla kez bize başvurular oluyordu. Yani telefon açıyordular. Gülistan'la ilgili bilgilerin olduğunu söylüyordular. Ve en son da mail vasıtasıyla 3’üncü bir kişi soruşturmada örtbasta görev aldığını, örtbasta kendisinin de payı olduğunu, örtbasta yaptığı şeyleri anlattı” şeklinde belirtti.   Ali Çimen, mail atan kişinin örtbasta aktif bir şekilde rol aldığını ve bunu da yine aynı üst düzey kamu görevlisi tarafından onunla birlikte yaptığını özellikle belirttiğine dikkat çekti. Ali Çimen, bu aşamada kendilerinin tekrardan yani gelişen bu durum sonrasında faillere yönelik olarak işlem yapılması için savcılığa ihbarda bulunduklarını kaydetti.   ‘Tutuklama tedbirleri uygulanmalı’   Soruşturmanın üç tane başsavcı gördüğünü ifade eden Ali Çimen, “Dörde yakın soruşturma yürüten savcılar değişti. Yani soruşturmamızın gelinen bu aşamasında soruşturma dosyası yeniden ele alındı. Tüm deliller toplanıyor. İşlemler yapılıyor ama yeterli midir, hayır değil. Faillere yönelik etkin ceza muhakemesi tedbirlerinin kullanılmaya başlanması lazım. Yani tutuklama tedbirinin olması gerekir. Bu dosyada en çok lazım gelen husus bu yani. Çünkü faillere bakıyoruz failler de çatırdamaya başladı. Yani mağdurun vekiline kadar ulaşmaya başladılar. Burada amaçları ne? Birazcık cezasızlık yani daha az ceza alma yoluna gitmeye çalışıyorlar. Dosyada gelişmeler de var. Dosyada gizli kararı da olduğu için mesela biz yapılan işlemleri de söyleyemiyoruz. Ama doğrudur bir çaba var. Biz onu takdir ediyoruz. Ama yeterli değildir. Artık bu aşamadan sonra tutuklama tedbirinin, yani tutuklamaya yönelik kararlar alınması gerekiyor ki dosyamızda ilerleme sağlansın” dedi.   ‘Gelen maile dair ihbarda bulundu’   “Biz şu an zaten ihbarda bulunduk” diyen Ali Çimen, “Bu üst düzey kamu görevlisi ile birlikte bu üçüncü kişinin araştırılması ve haklarında kamu davası açılmasına yönelik bizim ihbarımız söz konusu oldu. Bu aşamada onu yaptık. Bunun takipçisi de olacağız. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı toplumsal olarak adalet duygusunun incindiği bu dosyada, kadına yönelik bir şiddetin ve cezasızlık politikasına son verilebilmesi için en azından toplumun bilgilendirilmesi gerekir. Dosyada gelişen olaylarla ilgili olarak biz soruşturmanın gizliliğini ihlal ederiz diye açıklama yapamıyoruz ama bu açıklamayı yapacak en sağlıklı birim Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı'dır. Toplumun kamuoyunun bu yönüyle bilgilendirme yükümlülüğü onlardadır. Yani biz bir müddet daha bekleyeceğiz. Bu yapılmadığı takdirde tabii ki topluma bilgilendirme hakkı var. Toplumun bu dosyaya çok büyük bir ilgisi var. Bu yönüyle biz bilgilendirmeleri yer yer yapmaya başlayacağız. Dosyanın takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.   Ali Çimen konuşmasının devamında şu sözlere yer verdi:   “Kayıp soruşturmasında dosyanın gizliliği olduğu için buna ilişkin belki bir kısım gelişme söz konusu olabilir. Yani yapılan işlemler olabilir onun bulunmasına yönelik. Onu bu aşamada söyleyemeyiz ama böyle kayıp soruşturmalarında ilk 48 saat biliyorsunuz çok kritiktir. Karşılaştırmalı hukukta da 48 saat sonrasında bir kişiye ulaşamadıysanız artık o kişinin başına kötü şeyler geldiğini düşünüyorsunuz. Burada 6 yılı aşkın bir süre geçmiş, tüm basında yer almış birinin artık yaşadığına yönelik insanın da umudunu yitiriyor. Gülistan’ın tam olarak başına ne geldiğini bilemiyoruz. Fakat bu geçen sürede medeni kanunumuzda buna ilişkin bir hüküm var. Kişi belli şartlar altında kaybolmuşsa ve 5 yıl geçmişse ona gaiplik kararı verilir. Yani hukuken ölü olarak kabul ediliyor. Gaipliğin şartları da oluştu. Hatta bu nedenle illa Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bir cesede ulaşma gayretinin içerisine girmesi de gerekmez. Çünkü burada artık dediğimiz gibi medeni kanun anlamında da ölü olarak kabul edilen bir kişi var. Yargıtay'ın da bu yönlü kararları var; insan öldürme olarak dosyanın ele alınması için her zaman bir insanın cesedine ulaşmanıza gerek yoktur.   İnsan öldürme şeklinde dosya ele alınmalı   Bizim dosyamız halen hürriyetten yoksun bırakmaya yönelik bir soruşturma yürütülüyor. Halen insan öldürmeye ilişkin olarak dosyamızda bir işlem yapılmadı. Ya da dosyamız o şekilde ele alınmıyor. O şekilde ele alınmadığı için uygulanan tedbirler de sadece diğer insan alıkoymaya yönelik tedbirler şeklinde ilerliyor. İnsan öldürme şeklinde ele alınırsa buna bağlı olarak tedbirler de sertleşecektir. Yani tutuklama tedbiri daha rahat verilecektir bu yönüyle.”