Dilan Kunt Ayan: Saldırılar planlı bir sabotajdır!
- 09:05 21 Ocak 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA - DEM Parti milletvekili Dilan Kunt Ayan, “Tarafların da müzakereleriyle ve demokratik bir anayasayla bu işin çözülmesini istiyoruz. Ama orada o barbarlığı kışkırtan, bunu bir ‘geçici güç’ olarak gören akıl, bu piyonları derhal devreden çıkarıp asıl muhataplarla bu işin çözümüne dair yol almalı” dedi.
Mazlum Abdi ve Colani arasında Şam’da yapılan görüşmenin olmuşuz sonuçlanmasının ardından, Rojava’nın ve Kürtlerin inşa ettiği kazanımların korunması için seferberlik ilan edildi. Kürdistan ve birçok bölgeden halk, HTŞ çetelerin saldırılarına karşı mahalle, mahalle kent kent seferberliğe katıldı. Rojava’da halk özsavunmasına başlarken, Kürdistan’da yüzlerce insan sınır hatlarına akın ederek, saldırılara tepki gösterdi.
Konuya ilişkin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Riha Milletvekili Dilan Kunt Ayan açıklamalarda bulundu.
‘Darbe mekaniğini devreye sokan bir anlayışla karşı karşıyayız’
Suriye’de 6 Ocak'tan bu yana planlı bir “sabotaj” girişiminin olduğunu söyleyen Dilan Kunt Ayan, savaş çığırtkanlığının yanında bir “psikolojik savaşın” da yöneltildiğini ve yönlendirildiğini belirtti. Dilan Kunt Ayan, “Türkiye dahil olmak üzere birçok uluslararası kanalın tamamında, sanki Kürtler büyük bir yenilgiye, bir azamete uğratılmış gibi yansıtan bir anlayışın olduğunu görüyoruz. Öncelikle şunun altını çizelim: 100 yıldır Kürtler; dilleri, kimlikleri, onurları, varlıkları için büyük bir mücadele verdiler. Mücadelelerinin sonucunda da büyük bir kazanım elde ettiler. Bu sadece Türkiye için değil, dört parçada yaşayan bütün Kürtler için geçerlidir. Kürt'ün varlığını, dilini, onurunu, kimliğini tüm dünyaya tanıttılar. Gelinen aşamada da 27 Şubat çağrısıyla birlikte bu varlığın artık anayasal bir düzlemde tanınmasına doğru ilerlenen bir süreçteydik. Dört parçada da Kürtlerin varlığının anayasal bir zeminde tanınmasına dair müzakereler yürütülüyordu. Türkiye'de de 27 Şubat'la birlikte Kürt'ün varlığının artık tanındığı, ancak Kürt'ün anayasal zeminde varlığının bir statüye kavuşmasına dair tartışmaların ve müzakerelerin devam ettiği bir süreç vardı. Gelinen aşamada, 6 Ocak itibariyle bunun planlı bir şekilde sabote edilmek istendiği, organize bir şekilde darbe mekaniğini devreye sokan bir anlayışla karşı karşıya olduk” diye belirtti.
‘Sözleşmeye dair adımlar atılırken saldırılar başladı’
Havuz medyasının da bu plana hizmet ederek Kürtlerin mücadelesine ve kazanımlarına saldırdığını belirten Dilan Kunt Ayan, “Havuz medyasında büyük bir psikolojik yanılgıya sebebiyet verecek açıklamalar görebiliyoruz. Oysa ki böyle bir durumun olmadığını çok iyi biliyoruz. Rojava'da 10-14 yılı aşkın süredir Kürtler, orada bütün halklarla birlikte yaşayabilecekleri bir sistemi inşa ettiler. Bu sistem de dünyada biricik, eşi olmayan bir sistem. 10 Mart Protokolü’yle Şara ile birlikte bir sözleşme imzalandı ve bu sözleşmenin gerekliliklerinin taraflarca yerine getirilmesi bekleniyordu. Hâliyle henüz bu sözleşmenin gereklerinin taraflarca yerine getirilmesi tartışılırken ve yavaş yavaş buna dair adımlar atılırken, bir anda Kürtlerin silahlı birliklerinin değil; orada yaşayan, asayişi sağlamak için bir mahalle birliğinin bulunduğu Halep’e bir saldırı gerçekleştirildi. Bu saldırılar dalga dalga yayılarak Kürtlerin yaşamış olduğu bölgelere doğru sıçradı ve o IŞİD zihniyetinin, o barbar zihniyetin tekrardan devreye girdiğini; yine savaşta kadın bedenine dair müdahalelerini gördük. Direnişçi bir Kürt kadının 3. kattan atıldığı görüntüleri gördük. Hâlen de o barbarların sokaklarda sivillere karşı saldırılarını büyük bir çığırtkanlıkla sürdürdüğünü görebiliyoruz” sözlerini kullandı.
‘Bu sabotaj değildir de nedir?’
Yıllardır DAİŞ’e karşı mücadele edildiğini ama tüm ülkelerin, çetelerle boy boy fotoğraf vererek, sivil halkın katliamına rağmen yeniden savaş diline döndüğünü belirten Dilan Kunt Ayan, şöyle devam etti: “Sivillere yönelik bir katliam yapılmıyormuş gibi bir ‘terörist siyasetine’ dönüldüğünü görebildik. Bu bize şunu gösterdi: Demek ki savaş diline hızlıca dönebilen, savaş çığırtkanlığını hızlıca yapan bir akıl ortadadır. Elbette ki bu planlı bir sabotajdır. 27 Şubat'tan bu yana dört parçada yaşayan Kürtlerin anayasal zeminde tanınmasına dair bir mücadele yürütüyoruz. Silahsız, müzakereye dayalı, tüm halkların içerisinde olduğu bir müzakere süreci oluşsun istiyoruz. Ama çok üzülerek ifade ediyorum ki böylesi bir süreçte, tam aksine bin yıllık Türk-Kürt ittifakı oluşturulması gerekirken, sınır boyunda çeteci, cihatçı anlayışlarla el sıkışan, sırtını sıvazlayan bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu sabotaj değildir de nedir? Bu darbe mekaniği değildir de nedir? Ama bilinsin ki Kürt halkının bir yenilmişliği, bir sinmişliği, bir vazgeçmişliği söz konusu değildir. Bu bile isteye yapılan bir şeydir. Türkiye'deki kanalların yüzde 80'inden fazlası savaş çığırtkanlığı yapıyor. Sanki orada tüm halkların kendi dillerinde, dinlerinde konuşabileceği, ibadetlerini yapabileceği bir sistem inşa edilmek istenmiyormuşçasına, o cihatçı anlayışları parlatan bir yaklaşım söz konusu. Ortaya atmaya çalıştıkları bu psikolojik savaşı mücadelemizle boşa çıkaracağız.”
‘HTŞ bir piyon, bu çetelerin yönetimiyle yürümeyin’
Katliamcı HTŞ’yi bölgede bir “denge unsuru” olarak konumlandıran ABD-İsrail, Türkiye ve müttefiklerin yaklaşımına ilişkin konuşan Dilan Kunt Ayan, “Bu bir denge unsuru olamaz. Bu, piyondan başka bir şey değildir. Ancak oradaki emperyalist, kapitalist emelleri hayata geçirmek için kullanılan bir piyon olabilir. Urfa milletvekiliyim ve 2014 yılında Urfa'da avukattım; Kobanê sınırından IŞİD barbar çetesinin saldırılarından Suruç'a gelen Kürt ve Arap halkının neler yaşadığına birebir tanıklık eden biri olarak, bu hafızayı canlandırmak isteyen akla da seslenmek gerekiyor. Bu cihatçı IŞİD çeteleriyle değil, Türk-Kürt ittifakını açığa çıkaracak bir yöntemle yürümek gerekiyor. Çünkü bu halk bu acıları gördü. Orada kafa kesenlerin kadınlara, çocuklara neler yaptığını gördük. Bu yaşanmışlıkların bir daha yaşanmasını istemiyoruz. Tarafların müzakereleriyle, demokratik bir uzlaşı ve demokratik bir anayasa temelinde bu sorunun çözülmesini istiyoruz. Ama orada barbarlığı kışkırtan, bunu bir ‘geçici güç’ olarak gören akla da seslenmek gerekiyor. Bu piyonları derhal devreden çıkarıp, asıl muhataplarla çözüm yoluna gidilmesi gerekiyor. Yüz yıldır Kürtler onurları, dilleri, kimlikleri için mücadele ettiler. Bir yüz yıl daha da mücadele ederler” diye konuştu.
‘Türkiye halkları savunan arabulucu olmalı’
“Hiç uzağa gitmeyelim; Türkiye, kuruluş kodlarının sancısını hâlâ çekmiyor mu?” diyerek hatırlatmada bulunan Dilan Kunt Ayan, şöyle devam etti: “27 Şubat'la başlayan süreçte biz Türkiye'de Kürtlerin anayasal düzlemde haklarının güvence altına alınmasını tartışıyorken, 14 yıldır Suriye'de kurulmuş ve tüm halklar için umut olmuş bir sistem neden anayasal düzlemde çözülmesin? Neden bir yüz yıl daha geriye dönüş olsun? Türkiye'nin, yüz yıldır kendisini geriye götüren paradigmanın kodlarını Suriye'de yeniden inşa etmemesi gerektiğini söylüyoruz. Tam aksine, Kürtlerin de haklarını savunan; orada yaşayan tüm halkların yaşam haklarını, dillerini, kimliklerini anayasal bir düzlemde güvence altına alan bir yerde arabuluculuk pozisyonunda olması gerekir. Savaş çığırtkanlıklarını yükselten, teslimiyet çağrıları yapan, sivilleri katleden anlayışa çanak tutan bir yerde olmaması gerekiyor. Rojava'da nasıl bir hayat vücut buldu? Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin, Ermenilerin, Arapların tamamının kendi kimlikleriyle, dilleriyle, kültürleriyle ve bir sözleşmeye tabi olarak yaşayabildikleri bir yaşam inşa edildi. Şimdi hedef alınmak istenen nedir? Tekçi bir anlayıştır. Deniyor ki ‘hayır’; Kürtlerin, Arapların, Dürzilerin yaşayacağı bir Suriye değil, sadece Arap Sünnilerin yaşayacağı bir ülke hayali kuruluyor.”
‘Sünni-Arap tekçi bir sistem kurma peşindeler’
“Bu, sadece Kürtlere yönelik değil; orada inşa edilmek istenen yaşama ve modele yönelik bir saldırıdır. Komünal bir yaşam vardır. Her halkın, dilin ve kimliğin kendini rahatlıkla ifade edebileceği, tekçi anlayıştan uzak, çoğulcu bir yönetim anlayışı ve halkın her haliyle yönetime dahil olduğu adem-i merkeziyetçi bir yapı hâkimdir. Ne yapılmak isteniyor? Merkezi bir anlayış, tekçi bir anlayış ve cihadist bir zihniyetin hayata geçirilmesi isteniyor. Suriye'de yaşanan saldırılara karşı bölgenin dört bir yanından halklar seslerini yükseltiyor. Bu sisteme yönelik saldırılara karşı çıkıyorlar. Çünkü tekçi bir model bu dünyada hiçbir halka fayda getirmedi. Şu an görüyoruz ki HTŞ ve IŞİD kırıntıları tekçi bir anlayışı dayatmaya çalışıyor. Tek bir yönetim sistemi, tek bir akıl, tek bir dil ve tek bir yaşam biçimi dayatılıyor. Kürt halkı olarak bu kazanımlarımızı asla vermeyeceğimizi; bu kazanımları daha da büyüterek tüm halklar için faydalı bir noktaya evrilebileceğimizi düşünüyoruz. Bunun ancak müzakere zemininde, tarafların bir araya gelmesiyle mümkün olacağına inanıyoruz. Çünkü bu saldırıların tek hedefinin siviller olduğunu çok iyi biliyoruz. Saldırılar sürdükçe siviller yaşamını yitiriyor. Sivillerin yaşamını kaybetmemesi için tüm tarafların sağduyulu olması; savaş çığırtkanlıklarını bir kenara bırakıp, psikolojik savaştan vazgeçerek halkların faydasına bir zeminde buluşması gerekiyor.”
‘Sayın Öcalan’ın çağrılarına kulak verilmeli’
Kürt Halk Önderi’nin yeni yıl mesajına değinen Dilan Kunt Ayan, “Yıl 2026 olmuşken, 1993’ten bu yana Sayın Öcalan aynı şeyi söylüyor. ‘Demokratik müzakere, demokratik uzlaşı’ diyor; tüm halkların kimliklerinin, dillerinin, kültürlerinin yok sayılmadığı anayasal bir zemini işaret ediyor. Bu öngörüsünü bir kez daha dile getirdi. Neden bunu söylüyor? Sivillerin ölmemesi için söylüyor. 100 yıldır direnen Kürt halkının daha fazla kırımdan, katliamdan geçmemesi için söylüyor. Tarafların bu çağrılara artık kulak vermesi gerekiyor. Bu saatten sonra müzakere zeminleri konuşulmalı. Kürt halkı varlığı, onuru, kimliği ve dili için direndi ve direnir; ancak daha fazla can yitirilmemesi için taraflar bu çağrıları esas alan bir yerde durmalıdır” diye belirtti.
‘Uluslararası ve demokrasi güçleri devreye girmelidir’
Suriye'de yaşanan gelişmelerin tüm Ortadoğu'yu etkileyeceğini dile getiren Dilan Kunt Ayan, bugün saldırılara uluslararası düzeyde ses çıkmamasının nedenlerinden birinin İran olduğunu ifade etti. “Bir an önce Suriye’de merkeziyetçi, kararnamelerle ve geçici çözümlerle bir yol açılmak isteniyor; ardından İran’a yönelik bir müdahale planlanıyor. Biz buna karşıyız. Yüzyıl sonra yeniden halkların kırıma uğrayacağı bir sistem istemiyoruz. Hem Türkiye'deki sol, sosyalist, demokrat kurumlara hem de uluslararası güçlere sesleniyoruz: Geçici çözümlerle değil, kalıcı ve halkların önüne bir daha sorun olarak gelmeyecek bir çözüm üretilmelidir. Suriye'de yaşanan bu demokrasi krizinin tüm Ortadoğu’ya yayılmasının önüne geçilmelidir. Ortadoğu’nun artık kana doyduğunu bilen bir yerden çözüm için ayağa kalkmak, ses yükseltmek ve Kürt halkının kazanımlarını korumak gerekiyor. Bu nedenle tüm Kürt halkına ve Kürtlerin dostlarına çağrı yapıyoruz” dedi.







