‘Cenazeye işkence din değil, erkek tahakkümü’
- 09:04 21 Ocak 2026
- Güncel
Melike Aydın
İSTANBUL - Selefi cihadist grupların kadın cenazelerine yönelik işkencesinin İslam’la hiçbir bağının olmadığını belirten Müslüman feminist Zeynep Duygu, “Bu ne dini ne insani bir pratik; erkek egemen tahakkümün açık bir göstergesi” dedi. Zeynep Duygu, kadın bedeninin savaş ve sindirme aracı olarak hedef alındığını vurguladı.
Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırılarda bir kadın savaşçının cenazesine işkence edilmesi, selefi cihadist zihniyetin kadın bedeni üzerinden kurduğu şiddeti yeniden görünür kıldı. Yaşananların İslam’la hiçbir bağının olmadığını vurgulayan Müslüman feminist Zeynep Duygu, cenazeye yönelik işkencenin dini değil, erkek egemen tahakkümün ve savaş politikalarının bir parçası olduğunu söyledi.
‘Geleneksel İslam’a göre cenazeden hüküm kalkar’
İslam'ın geleneksel yorumunda “cenazeden hüküm kalkar” ilkesinin bulunduğunu, bu nedenle cenazeye dokunulamayacağını belirten Zeynep Duygu, “Ancak bir yandan dini sloganlarla karşımıza çıkıyorlar. Tekbir seslerini duyuyoruz, bir yandan buradan kendilerine meşru bir alan yaratmaya çalışıyorlar. Ama bugün geleneksel dindarların hepsi, ölünün bedeniyle ilgili herhangi bir yaptırım yapılamayacağını çok net söyler” dedi.
‘Cenazeye işkence İslam değil, tahakküm aracı’
Cenazeye işkencenin İslam tarihi ve kültüründe de görülmediğini dile getiren Zeynep Duygu, selefi cihadist bir radikal örgütün kendisini meşrulaştırdığı bu alanın oldukça rahatsız edici olduğunu vurguladı. Zeynep Duygu, “Kendilerini İslam'ın temsilcileri olarak görüp bizim gibileri din dışı olarak tanımlıyorlar. Özellikle çocuk yaşta bir kadının görüntüleri aklıma geldikçe öfkeleniyorum. Aslında bu din adına yapılmıyor, tahakküm aracı olarak kullanılıyor. Bir erkek savaşı olduğunu çok net görüyoruz. Burada başka bir mesaj daha veriliyor; din dışı sayılan namussuz, ahlaksız oluyor. Bu nedenle onun bedenine her türlü şeyi yapmayı kendilerince meşrulaştırdıklarını görüyoruz. Bir yerden de kendi bayraklarını dikmek gibi görüyorlar. Biraz daha erkeklik tarafıyla bunu önümüze seriyorlar. Bunun kabul edilebilir ne İslami ne de insani hiçbir tarafı yok” sözlerini kullandı.
‘Müslümanlığın gereği olarak zulme itiraz edilmesi gerekiyor’
DAİŞ zihniyetli selefilerin her seferinde kadınlara zulmettiğini, klasik İslam anlayışlarında dahi cenazeye zulüm yapılamayacağını bildiklerini ifade eden Zeynep Duygu, bu nedenle Müslümanların ya da ümmet anlayışına sığınanların Müslüman olmanın gereği olarak yapması gerekenin itiraz olduğunu kaydetti. Zeynep Duygu, “Bunu henüz tam anlamıyla görmüş değiliz. Muhtemeldir ki Suriye'de olması ya da Kürt kimliğine sahip olması, bir kadın savaşçı olması da etkilerinden biri. Bunu da çok iyi biliyor bence IŞİD” diye kaydetti.
‘Din susturma biçimine dönüştürülmüş’
Tarihte din savaşlarının da yaşandığını hatırlatan Zeynep Duygu, tahakküm kurma aracı olarak kullanıldığında dinin bir statüko aracına dönüştüğünü ve bunun oldukça etkili olduğunu sözlerine ekledi. Zeynep Duygu şöyle devam etti: “Vaazlarla, sohbetlerle, söylemlerle bizim karşımıza da bu çıkıyor. O yüzden İslam tarihinde de, dinler tarihinde de din, yeri gelmiş bir isyan aracına dönüşmüş, yeri gelmiş bir itaat söylemine dönüşmüştür. Yani biz bugün Suriye'de ya da İran'da yine dinin bir itaat aracına dönüştürüldüğünü ve meşrulaştıran bir zemine oturtulabildiğini görüyoruz. Şunu söylemekte bir mahsur yok; bu bir susturma biçimidir de. Din itaat eylemi aracına dönüştüğünde suskunlaşmak daha kolaylaşıyor. İsyan edilen bir dönemde değiliz.”
‘Kadının sindirilmesinde din kullanıldı'
İslam’ın Hz. Muhammed’in vefatından sonra kültürleştiğini ve dinle birlikte aynı süreçte ilerlediğini, daha eril bir söyleme dönüştüğünü söyleyen Zeynep Duygu, Emeviler ve Abbasiler ile birlikte bunun daha netleştiğini ve kadınların aleyhine bir sürecin işlediğini ifde etti. Kültürün de buna etki ettiğini kaydeden Zeynep Duygu, “Sadece Arap kültürü demeyeceğim buna. Genelde ‘biz böyle bir kültüre sahip değiliz’ diyorlar ama bugün Türkiye'nin sadece Müslümanları değil, Kemalistleri de muhafazakardır. Düşünce dünyasına baktığınızda hayretler içerisinde izlersiniz. Biz muhafazakâr bir kültüre sahibiz. Kadın bedeni de bu muhafazakârlığın içerisinde çok önemli bir yere sahip. Çünkü aile dediğimiz statü bütün o standardı oluşturabiliyor. Biz görüyoruz ki devletlerin ilk yaptığı şey kadınları şekillendirmek ve bir standardın içerisine sokmak. Bunun da en etkili yöntemi bu iktidarla birlikte daha da net olarak gördüğümüz için söylüyorum din. Çok otoriterleştik, kadınların sindirilmesinde din çok etkili. Kurumsal bir din söylemi karşımıza çıktığında, örneğin Diyanet’in hutbelerinde kadının miras hakkının bile tartışıldığını görebiliyoruz. Hutbeler, hocalar ya da medya aracılığıyla kadınlara şekil veren bir sistem görüyoruz. Müslüman bir kadın olarak böyle bir toplumda kendi haklarını bilen, kendi bilincinde bir insan olma hâli kolay bir iş değil. Yine din dışı sayılıyorsunuz. İslam'ın geleneksel yorumuna itiraz ettiğinizde ‘hayır, burada böyle geçmiyor, aksine böyle yorumlanabilir’ dediğinizde sizi din dışı sayıyorlar. Ama geleneksel bir hocanın, bir mollanın, şeyhin söylemi daha etkili olabiliyor. O yüzden ben İslam'ın ataerkil, eril yorumunu kabul edenlerden değilim” şeklinde konuştu.
‘Kadın tarafından öldürülmek istemiyorlar’
Kürt kadınlarının ya da Kürtlerin inançtan, dinden uzak durduğunu düşünmediğini kaydeden Zeynep Duygu, geleneksel İslam için kadınların büyük bir risk olduğunu dile getirdi. Zeynep Duygu, “Cihadistler şehit sayılmayacakları için Kürt kadınları tarafından öldürülmek istemiyorlar. Yani şehitlik statüsünü kaybettirdiğini düşünüyorlar. Selefi akla göre bir kadının savaşçı olması kabul edilebilir bir şey değil” şeklinde dile getirdi.
‘Özsavunma helaldir, Hz. Ayşe de savaşlara katılmıştı’
Bir insanın mahallesini, sevdiklerini ve kendi canını korumak için yaptığı özsavunmanın helal olduğunu dile getiren Zeynep Duygu, İslam tarihinde de çok sayıda savunma savaşı olduğunu söyledi. Zeynep Duygu, “Bunları hatırlatmamıza gerek yok, hepsini çok iyi biliyorlar. O yüzden Hz. Ayşe’nin savaşlara eşlik ettiğini hatırlatıyorum. Bizim de o savaşlarda birçok kez yerimiz olduğunu hatırlatmakla birlikte, kadınların o savaşta kendi en meşru haklarını savunmasının da sonuna kadar arkasındayım” dedi.
‘Meşru savunmanın arkasında dururum’
İnsani olmayan hiçbir şeyin İslami olamayacağına inanan bir Müslüman feminist olarak İran'daki ‘Jin Jiyan Azadî’ eylemlerine karşı çıkmasının mümkün olmadığını dile getiren Zeynep Duygu, “Bugün Kürtlerin nasıl idam edildiğini biliyoruz, kadınların bedenlerine nasıl müdahale edildiğini biliyoruz. Yaptıkları meşru savunmanın da arkasında dururum. İnsan varlığını, nefesini, haysiyetini koruduğu için terörist olamaz. Bugün bizim sokağımızda, mahallemizde sabah kapımızı açtığımızda, dün çay içtiğimiz insanı kaybettiğimizde, kendimizi savaşın tam ortasında bulduğumuzda yapacağımız ilk refleks neyse, İran'da da Suriye'de de insanların yaptığı gerçek bir savunma hâlidir. Bunu savunduğum için terörist ilan edilebiliyorum, linç edilebiliyorum ama gerçekten her şey insana dair. Bizim varoluşumuzu, mücadelemizi ya da birilerinin varoluş mücadelesini tartışmak haddimiz değil. En iyi yapacağımız şey desteklemek ve yanlarında olmak” diye konuştu.







