Kobanê’ye saldırı: Aynı zihniyet, farklı çeteler
- 12:05 20 Ocak 2026
- Güncel
Dilan Babat
HABER MERKEZİ- 2015’te DAİŞ’e karşı tarihi bir direnişle özgürleşen Kobanê, 2026’ya gelinirken bu kez HTŞ’li çetelerin saldırıları, DAİŞ tehdidinin yeniden canlandırılması ve uluslararası sessizlik eşliğinde yeniden kuşatma altına alınmak isteniyor.
2014-2015’te DAİŞ çetelerinin saldırılarına karşı tarihi bir direnişle kurtarılan Kobanê, aradan geçen yılların ardından bu kez farklı aktörler ve yeni siyasal dengeler eşliğinde yeniden hedef alınıyor. Saldırılar yalnızca askeri bir tehdit değil; Kürt halkının kazanımlarına, kadın devrimine ve Kuzey ve Doğu Suriye’de kurulan toplumsal modele yönelik çok yönlü bir baskıyı da gösteriyor.
Sınır hatları kriz alanına dönüştü
Kobanê, 2014’ün son aylarında DAİŞ’in ağır silahlarla başlattığı kuşatma ile karşı karşıya kaldı. Kentin düşmesi, yalnızca askeri değil, siyasal ve sembolik bir kırılma anlamına gelecekti. Bu süreçte binlerce sivil Türkiye sınırına göç etmek zorunda kalırken, sınır hattı bölgesel ve uluslararası bir kriz alanına dönüştü. DAİŞ çetelerinin saldırılarına karşı Kürt halkı sınır hatlarına akın ederken, Kürdistan ve Türkiye’nin birçok kentinde eylemler düzenlendi.
Kürdistan’dan dünyaya eylemsellikler
Kobanê’ye yönelik saldırılar, Kürt halkının öz savunma güçleri olan YPG ve YPJ öncülüğünde yürütülen direnişle karşılandı. Kadınların ön saflarda yer aldığı bu savunma, kısa sürede dünya kamuoyunun dikkatini çekti. Avrupa’dan Ortadoğu’ya, Amerika’dan Türkiye ve Kürdistan kentlerine kadar birçok yerde Kobanê ile dayanışma eylemleri düzenlendi. Eylemler sırasında polisin müdahalesi sonucu, resmi açıklamalara göre 46 kişi yaşamını yitirirken, çok sayıda kişi yaralandı.
Tayyip Erdoğan’dan DAİŞ’e destek
DAİŞ çetelerinin adım adım ilerlemesiyle birlikte dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, Kobanê için “Kobanê düştü düşecek” açıklamasında bulundu. Bu açıklamanın ardından Kürdistan ve Türkiye’de halk, 6-8 Ekim 2014’te sokaklara çıkarak Kobanê halkına desteğini gösterdi. Sınır kapılarının kapalı tutulmasıyla Türkiye, DAİŞ’e desteğini bir kez daha açık biçimde ortaya koydu.
Kobanê’nin temizlenmesi
Kobanê, 26 Ocak 2015 tarihinde kent merkezinin tamamen DAİŞ’ten temizlenmesiyle özgürleşti. Resmî olmayan ancak sahaya ve kurum raporlarına dayanan verilere göre YPG/YPJ saflarında yaklaşık 300–350 savaşçı yaşamını yitirdi. Bunların önemli bir bölümünü kadın savaşçılar oluşturuyordu. Bu tarih, DAİŞ’e karşı verilen mücadelenin ilk büyük yenilgisi olarak kabul edildi ve dünya kamuoyunda bir dönüm noktası sayıldı.
Kobanê’nin özgürleşmesinin ardından YPJ öncülüğündeki kadın savaşçılar kent merkezinde açıklama yaptı. Açıklamalarda, “Kobanê direnişinin bir kadın direnişi olduğu, DAİŞ zihniyetine karşı mücadelenin yalnızca askeri değil; ideolojik ve toplumsal olduğu, kadın özgürlüğünü esas alan yeni bir yaşamın inşa edileceği” mesajı verildi. Kadın savaşçıların Kobanê harabeleri arasında yaptığı bu açıklamalar dünya basınında geniş yer buldu ve “kadın devrimi” vurgusu hafızalara kazındı.
Kobanê’de inşa edilen model
Kobanê’de verilen mücadeleyle birlikte yalnızca bir kentin kurtarılması değil; DAİŞ’e verilen desteklere rağmen “yenilmezlik” algısının da kırıldığı görüldü. Kadın öncülüğündeki direniş, tarihsel bir eşik olarak kayda geçti. 2015 sonrası süreçte Kobanê, Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilen özerk yönetim modelinin önemli merkezlerinden biri haline geldi. Eş başkanlık sistemi, kadın meclisleri, çok kimlikli ve çok inançlı yönetim anlayışı Kobanê’de somutlaştı. Bu durum, özellikle kadın özgürlüğünü esas alan yapısıyla bölgedeki erkek egemen, otoriter ve cihatçı yapılara karşı güçlü bir alternatif sundu.
Ancak bu alternatif model aynı zamanda sürekli bir tehdit altında kaldı. Türkiye’nin sınır politikaları, Suriye iç savaşındaki dengeler ve uluslararası güçlerin çıkar hesapları Kobanê’yi kalıcı bir baskı hattında tuttu.
2026: Kobanê neden yeniden hedefte?
2026 başı itibarıyla Kobanê’nin yeniden saldırıların odağına girmesi, bu uzun gerilim hattının devamı olarak değerlendiriliyor. 6 Ocak’ta HTŞ çetelerinin Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine dönük saldırıları karşısında iç güvenlik güçlerinin altı gün boyunca çetelere karşı verdiği direniş, Kürt halkında hem umut hem de öfke yarattı. Kürdistan’ın birçok kentinde halk bir kez daha alanlara çıkarak “Rojava kırmızı çizgimizdir” mesajı verdi.
Çetelerin saldırıları yalnızca askeri mevzileri değil; doğrudan sivil yaşamı, kadınları ve bölgedeki toplumsal yapıyı hedef aldı. Özellikle kadın bedenine yönelik saldırılar ve şiddet görüntüleri, diyalog çağrıları ve görüşmelere rağmen bu sürecin bilinçli bir savaş politikasıyla yürütüldüğünü gösterdi.
DAİŞ tehdidi canlanıyor
HTŞ çetelerinin saldırılarını yoğunlaştırmasıyla birlikte Rojava genelinde seferberlik ilanları yapılırken, çetelerin DAİŞ’lilerin tutulduğu cezaevlerine yönelik saldırıları ve DAİŞ’lilerin serbest bırakılması, DAİŞ tehdidinin yeniden canlandırıldığını ve bölgenin bilinçli biçimde istikrarsızlaştırılmaya çalışıldığını ortaya koydu.
Kadın devrimine yönelik mesaj
Kobanê’ye dönük son saldırılar, 2015’te sembolleşen kadın direnişine ve kadınların öncülük ettiği toplumsal modele açık bir mesaj niteliği taşıyor. DAİŞ’in geçmişte uyguladığı kadın düşmanı politikalarla HTŞ’nin Halep’te kadın direnişçinin bedenine dönük işkenceleri, Saddam Hüseyin’in Halepçe’de Kürtlere dönük soykırımında “Enfal Suresi”ni öne sürmesi ve bugün HTŞ’nin Rojava saldırılarını “Enfal Suresi” ile meşrulaştırması, saldırıların ideolojik arka planını da görünür kılıyor.
Uluslararası sessizlik ve büyüyen risk
Kobanê’ye yönelik saldırılar karşısında uluslararası kamuoyunun sessizliği dikkat çekiyor. 2015’te dünya gündeminin merkezinde olan Kobanê, bugün benzer bir tehdit altında olmasına rağmen aynı düzeyde bir tepkiyle karşılaşmıyor. Bu sessizlik, bölgedeki saldırıların daha da yayılma riskini artırıyor.
2015’te DAİŞ’e karşı direnişin sembolü olan Kobanê, 2026’ya gelinirken bu kez farklı aktörler aracılığıyla benzer bir tehdit sarmalının içine çekiliyor. Yaşananlar, Kobanê’nin yalnızca bir kent değil; Kürt halkının siyasal iradesi, kadın özgürlük mücadelesi ve alternatif bir yaşam modelinin simgesi olmaya devam ettiğini bir kez daha gösteriyor.







