Halide Türkoğlu: Ravive'de kadın emeği sömürü düzenine kurban edildi 2026-07-22 10:45:30   ANKARA- Ravive Kozmetik davasında faillerin korunduğunu belirten Halide Türkoğlu, kadın işçilerin sigortasız, güvencesiz ve ölüm riski altında çalıştırıldığını vurgulayarak, duruşmaların Gebze'de görülmesi çağrısı yaptı.   Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, Meclis’te görüşülen Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine söz aldı.    Torba yasaların yurttaşların sorunlarını ortaya koyan yasaların olmadığını, daha çok sömürüyü ve eşitsizlikleri besleyen, sermayenin yanında olan yasaların oluşturulmasının çalışıldığını belirtti. Bazen fili olarak suçların bir süre sonra hukuksal boyutta ele alınmaya çalışıldığını dile getiren Halide Türkoğlu, “8 Kasım 2025 tarihinde Dilovası'nda bulunan Ravive Kozmetik iş yerinde 3'ü kız çocuğu, 3'ü kadın olmak üzere 7 işçi yanarak hayatını kaybetti. Üzerinden tam dokuz ay geçti. İlk gün hepimiz burada acımızı en derinden ifade ettik. Bu acının üzerine hepimiz yaşananların soruşturulması ve hesabının sorulması gerektiğini ifade ettik. İktidar partisinde de aynı şekilde bu acıyı derinden hisseden milletvekilleri elbette ki vardı ama bugün geldiğimiz aşamada ne yazık ki bu ses duyulmadı ve dokuz ay boyunca bu sürecin içerisinde adalet nöbeti tutan aileler bu pazar günü ülkenin dört bir yanında bu sesi duyurmaya çalıştılar. Ben de Gebze'de adalet nöbeti tutan ailelerin yanındaydım, ‘Neden milletvekillerimiz sesimizi duymuyor?’ dediler, ‘Neden bir araştırma komisyonu hâlâ kurulamadılar?’ dediler ve ‘Neden şu an bu mahkeme, bu duruşmalar Kandıra Cezaevi kampüsünde görülüyor, neden Gebze'de görülmüyor?’ dediler” dedi.     Kadınlar sömürü düzenine mahkûm  ediliyor   Ravive’de katledilen işçi kadınların yaşadıklarını anımsatan Halide Türkoğlu, “Ravive'de katledilen işçilerin aldığı ücretler ve çalışma koşulları Türkiye'de ücretli kölelik düzeninin hâlâ tüm çıplaklığıyla sürdüğünü gösteriyor. Ravive Kozmetikte ortaya çıkan tablo özellikle kadın işçilerin çalışma yaşamında maruz bırakıldığı ağır sömürü koşullarını gözler önüne seriyor. Sigortasız çalıştırılan, asgari ücretin 22.104 TL olduğu bir dönemde tam mesaiye rağmen en fazla 20 bin TL ücret alan, yemek, çay, su verilmeyen, servis hakkından mahrum bırakılan, hijyenik olmayan ortamlarda çalışmaya zorlanan, iş yerinin temizlik giderlerini ceplerinden karşılamak zorunda bırakılan kadın işçilerden söz ediyoruz” diye belirtti.     Halide Türkoğlu devamında şöyle konuştu:   “‘Zaten evinizde yaptığınız işler, elinize mi yapışır?’ denilerek temizlik işleri dayatılan, oturacak bir sandalyesi olmadığı için yağlı kartonların üzerinde dinlenmek ve yemek  zorunda kalan, işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri kendilerine çok görülen kadınlardan; hakaretlerle fazla mesaiye zorlanan, hastaneye gitmesi hâlinde işini kaybetmekle ya da iki üç günlük yevmiyesinin kesilmesiyle tehdit edilen, saat başı üretim baskısıyla ağır stres altında çalıştırılan, ‘erkeklerle eşitsiniz madem’ denilerek beden güçlerinin çok üzerinde işlere koşturulan, fenalaştığında yüzü yıkanıp yeniden üretim başına gönderilen kadınlardan; devlet kurumlarının formalite gereği yaptığı denetimlerde havasız ve ışıksız odalara saklanan, saklandıkları sürenin bile ücretinden kesinti yapılan, iş kıyafetini ve ayakkabısını kendisi almak zorunda bırakılan patriarkal düzenin çizdiği sınırlar içinde erkek çalışan olmayan üretim alanlarında çalışarak gelir elde etmeye çalışan ve bunun için ölüm riskini göze almak zorunda kalan kadınlardan bahsediyoruz.    Güvensiz iş yerlerine sıkışan hayatlar    Gece yarılarına kadar çalışıp eve döndüğünde ev içi emeği de üstlenmek zorunda kalan, uykusundan ve sağlığından vazgeçen, yaşadığı yerde sosyal alan olmadığı için ücretli çalışmayı aynı zamanda tek sosyalleşme alanı olarak gören, ücretsiz kamusal kreşler olmadığı için evine en yakın ama en güvensiz iş yerine mahkûm edilen kadınlardan bahsediyoruz. 60'lı yaşlarda başka iş bulamadığı için merdiven altı iş yerlerinde sıkışan, henüz 13-14 yaşındaki kız çocuklarının aile geçimini üstlenmek zorunda kaldığı, İş Kanunu'ndan doğan en temel haklarını talep ettiğinde ‘Biz bir aileyiz.’ söylemiyle duygusal olarak manipüle edilen, savaş ve zorunlu göç nedeniyle yaşam mücadelesi veren göçmen kadınlar ve kız çocuklarından bahsediyoruz. Bu kadınlar maruz kaldıkları hukuksuzlukları ve ölüm riskini biliyor, dile getiriyor ve itiraz ediyorlardı.   İstatistiklerin çok ötesinde bir emek sömürüsü yaşanıyor   Buna rağmen patronların maliyet hesabına kurban edildiler çünkü Ravive Kozmetik özel sektör işletmesi olsa da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının denetim sorumluluğu altında bulunan bir iş yeriydi. CİMER'e yapılan şikâyetler zabıta müdürlüğünün, iş güvenliği firmalarının, İŞKUR görevlilerinin ve Maliyenin gerçekleştirdiği denetimler ile Dilovası Belediyesinin süreçten haberdar olduğuna ilişkin açıklamalar ve ortaya çıkan belgeler burada denetimsizliğin tesadüf değil sistematik bir tercih hâline yani kural hâline geldiğini gösteriyor. Üstelik bu tablo yalnızca Ravive Kozmetike özgü değil bölgedeki diğer iş yerleri için de mahalle sakinleri ve işçiler yıllardır benzer sömürü koşullarını anlatıyor. İstatistiklerin çok ötesinde bir emek sömürüsü yaşanıyor. Devletin ilgili kurumlarının bildiği ancak siyasi ilişkiler, rüşvet ve çıkar ağları nedeniyle görmezden geldiği bir düzen söz konusu. Yaklaşık 24 bin kişinin sosyal yardımlarla yaşamını sürdürdüğü Dilovası'nda Ravive’de çalışmayan kadın ya da kız çocuğu yoktur neredeyse.    Taşeron işlerde kadın işçiler istihdam ediliyor   Kadınların her gün ölüm riskini göze alarak bu işe gitmelerinin temel nedeni kadın yoksulluğunu derinleştiren politikalar ve kadın emeğini en ucuz iş gücü olarak gören anlayıştır, patronların bu kadar pervasız davranabilmesinin nedeni de budur. Kozmetik davasının yalnızca ceza hukuku sınırları içerisinde ele alınması ise kadınların çalışma yaşamında maruz kaldığı yapısal sorunların tartışılmasını da engellemektedir. Üstelik Ravive Kozmetik taşeronun taşeronu olarak çalışan bir işletmedir. Taşeron işlerde çalışan kadınların oranına ilişkin resmî bir araştırma bulunmamaktadır ancak sahadaki deneyimlerimiz gösteriyor ki, düşük ücretler nedeniyle taşeron işlerde ağırlıklı olarak kadın işçiler istihdam ediliyor. Sendikal örgütlenmeyi zayıflatmak amacıyla temizlik, büro hizmetleri ve benzeri alanlarda binlerce taşeron şirket kurulmuş durumda. Aynı iş yerinde çalışan kadrolu ya da sendikalı işçiler ile taşeron işçiler arasında ciddi hak ve ücret eşitsizlikleri bulunuyor. Bu nedenle, taşeronlaşmayı aynı zamanda bir kadın işçi sorunu olarak değerlendirmek gerekiyor.    Sigorta usulsüzlüğü    Dilovası katliamında mahkeme sürecinde sanıkların korunmasına yönelik tutumlar ise toplum vicdanını derinden yaralıyor. Sanıklardan İsmail Oransal'ın avukatı hayatını kaybeden işçilerin çantalarını almak için geri döndüklerini öne sürerek sorumluluğu işçilere yüklemeye çalıştı yani kurtulma şansları varken kendilerini yaktı demektedir; utanç verici! Oysa, bu iddia bile yoksulluğun nasıl yaşandığını gösteriyor. İnsanlar belki telefonlarını, bir miktar paralarını ya da sahip oldukları tek değerli eşyalarını kurtarmaya çalıştılar çünkü bunları yeniden alabilecek gelirleri yoktu. Yangın çıkışları bulunsaydı, elektrik tesisatı güvenli olsaydı, binanın pencereleri olsaydı, kimyasallar iş güvenliği kurallarına uygun depolansaydı, tek çıkış kapısı paletlerle kapatılmamış olsaydı bugün belki işçilerin kurtulma şansı da vardı diyebilirdik. Bu riskler, patlamaya hazır hâlde olduğu ortadayken yapılan savunmalar ailelerin acısını daha da büyütmektedir. Vicdanı yaralayan bir başka durum ise İsmail ve Altay Ali Oransal yakalandıklarında üzerlerinde bulunan 4-5 bin avro ve 20 bin TL'nin kendilerine yetmeyecek kadar az olduğunu söylemeleri. Beğenmedikleri bu miktarlar Ravive'de tam zamanlı çalışan kadın işçilerin ay sonunda dahi kazanamadığı tutarlardır.    Bir diğer önemli usulsüzlük ise sigorta meselesidir. Çalışan kadınların sigorta talepleri çeşitli bahanelerle reddedilirken ya da ötelenirken patron İsmail Oransal'ın eşi Aleyna Oransal ile Aleyna'nın arkadaşı Gökben Göktürk sigortalı çalışan olarak gösterilmiştir. Kendileri Ravive'yle organik bağlarının olmadığını söyleyerek fiilen bir usulsüzlüğü kabul etmiş, aynı zamanda işçilerin sigortalılık hakkının nasıl gasbedildiğini de ortaya koymuşlardır. Bu açık itirafın SGK tarafından soruşturup soruşturulmadığı ise hâlâ bilinmemektedir.   Duruşmalar Gebze’de görülmeli   Son olarak duruşmaların Gebze yerine güvenlik gerekçesiyle Kandıra Cezaevi kampüsünde görülmesi de aileleri hem ekonomik hem de psikolojik açıdan yıpratmaktadır. Örneğin, katledilen Nisa Taşdemir'in kanser hastası babası her duruşmanın ardından hastaneye tekrar yatırılmaktadır. Adalete erişimi zorlaştıran bu uygulamadan derhâl vazgeçilmelidir. Bu davadan çıkacak sonuç gerçek bir adalete yaklaşımın da bir kez daha göstergesi olacaktır. Dilovası için adalet, herkes için adalet istiyoruz.”