Dilovası davasında tanıklar: İşyeri cezaevi gibiydi 2026-03-26 19:25:16   KOCAELİ – Dilovası davasının üçüncü gününde dinlenen tanık ve işçiler, işyerinde iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını, koruyucu ekipman sağlanmadığını ve koşulların “cezaevi gibi” olduğunu anlattı. Aileler tüm faillerin yargılanmasını talep etti.   Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde Ravive Kozmetik’te meydana gelen ve 3’ü çocuk, 6’sı kadın olmak üzere 7 kişinin yaşamını yitirdiği patlamaya ilişkin davanın ilk celsesinin üçüncü gün duruşması, Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülmeye devam ediyor. 8’i tutuklu, 2’si firari 16 failin yargılandığı davanın üçüncü duruşmasını sendika temsilcileri, hak örgütleri, katledilen işçilerin aileleri ve çok sayıda gazeteci takip etti.   Duruşma kimlik tespiti ile başladı.   'Ömer Akın’ın ısrarıyla polisi aradı'   “Suçluyu kayırma” suçuyla yargılanan Onay Yörüklü, olay öncesine dair süreci anlatarak Ali Osman Akat’ın “Nerede kalıyorlar?” diye sorduğunu, müdür Ali Doğan ile bu konuda konuştuklarını, Abdurrahman Bayat’ın talebiyle Gökberk Güngör’ün kardeşlerle görüştüğünü belirtti. Onay Yörüklü, Ali Osman Akat’ın kendisine yeğenlerinin can güvenliği için fabrikadan uzaklaştırmak istediklerini söylediğini ifade etti.   Onay Yörüklü, evi temin eden Ömer Akın’ın katliam haberini öğrendikten sonra kendisine emniyete haber vermesi yönünde ısrar ettiğini, bunun üzerine polisi aradığını söyledi.   'Polis WhatsApp üzerinden görüşmek istedi'   Emniyetle yaklaşık yarım saat görüştüğünü ve evi kendisinin gösterdiğini ifade eden Onay Yörüklü, “Kocaeli Emniyeti beni bir şubeye yönlendirdi. Daha sonra E. isimli bir komiser beni arayarak WhatsApp üzerinden görüşmek istedi, bunu reddettim. Ardından polise canlı konum attım ancak internet paketim bittiği için gönderilemedi. Operatör üzerinden arayarak nereye gideceğimi söyledim ve 60 kilometre araçla oraya gittim. Buna rağmen polis tutanağında beni oyaladığım yazıyor, bunu kabul etmiyorum. Tüm delilim telefonumdur, incelenmesini istiyorum” dedi.   Onay Yörüklü, “Polisi geç aramamın nedeni Ali Osman Akat’ın emniyetle irtibatlı olduğunu söylemesiydi. Haber gelmeyince ihbar ettim. Vicdanım rahat değil; yaşananlar bir iş cinayetidir” diyerek heyetten benzer olayların yaşanmaması için emsal karar talep etti.   Patlama haberlerini gördükten sonra şüphelenerek Onay Yörüklü’yü aradığını belirten Ömer Aktan, “Bana bunların fabrika sahibinin çocukları olduğunu söyledi. Böyle bir dosyada ismimin geçmesinin doğru olmadığını ifade ettim” dedi. Emniyetin evine gelerek kendisini gözaltına aldığını belirten Ömer Aktan, “Suçlu Onay Yörüklü ise onu kayırmış olabilirim ancak diğer failleri kayırmadım” diye konuştu.   İşçiler: İş güvenliği yoktu   Ardından müşteki beyanlarına geçildi. Patlamadan yaralı kurtulan işçilerden Gülhan Benli, işyerinde sürekli elektrik sorunları yaşandığını belirterek, “Makineye mikser takılınca yangın çıktı. Üstüm başım yanarken dışarı çıktım” dedi. Gülhan Benli, önceki duruşmalarda ileri sürülen iddiaların aksine yeni taşınılan fabrikada şirkete ait “Sheliq” ve “Shauran” adlı kozmetik ürünlerin üretim ve dolumunun yapıldığını söyledi.   Keriman Miskin ise eski işyerinde yalnızca dolum yaptıklarını, taşındıktan sonra parfüm, kolonya ve krem üretimine başladıklarını ifade etti. Olay günü ambalajı iade edilen ürünlerle çalıştıklarını belirten Keriman Miskin, patlama anında alevlerin yükseldiğini ve kutuların tutuştuğunu anlattı.   İş güvenliği eğitimi verilmedi   Keriman Miskin, işyerinde iş güvenliği eğitimi verilmediğini, koruyucu ekipman sağlanmadığını ve yaklaşık 5 yıl sigortasız çalıştırıldığını belirtti. Zabıta denetimlerinde ürün verilerek görevlilerin gönderildiğini ifade eden Keriman Miskin, yemek ve dinlenme koşullarının da sağlıksız olduğunu dile getirdi.   'İşyeri cezaevi gibiydi'   Müşteki Ayten Aras, patlama günü saat 09.10’da alevlerin bir anda yükseldiğini ve ağır yaralı kurtulduğunu belirterek, “Üstümüz yanmaya başladı, panikle kaçtım” dedi. Uzun saatler çalıştıklarını, gece geç saatlere kadar üretim yapıldığını söyleyen Ayten Aras, hiçbir iş güvenliği eğitimi almadıklarını vurgulayarak, “Denetim geleceğinde bizi dışarı çıkarırlardı. Yemek ve çay verilmezdi. Makinelerin arasında yemek yer, namaz kılardık. İşyeri adeta cezaevi gibiydi” diye belirtti.   'Koruyucu ekipman verilmiyordu'   Ayten Aras, üretimde koruyucu ekipman verilmediğini ve zabıta denetimlerinin etkisiz kaldığını kaydetti. Ayten Aras, Kurtuluş Oransal’ın kararları çocuklarıyla birlikte aldığını ve işyerinde toplantılar yapıldığını söyledi.   'Kızım yaşamak istiyordu'   Duruşmada yaşamını yitiren işçilerin aileleri de söz aldı. Nisanur Taşdemir’in annesi Altun Taşdemir, “Kızım yaşamak istiyordu” diyerek tepkisini dile getirdi. Kızının yaklaşık bir yıldır çalıştığını ancak sigortasının yapılmadığını belirten Altun Taşdemir, yol ve yemek ücretlerinin de karşılanmadığını söyledi.   Aileler: Tüm sorumlular yargılanmalı   Aileler, yakınlarının güvencesiz ve sağlıksız koşullarda çalıştırıldığını vurgulayarak ihmallere dikkat çekti. Vedat Taşdemir ücret kesintileri ve kötü koşulları anlatırken, Saliha Taşdemir kızının sigortasız çalıştırıldığını söyledi. Şahin Taşdemir güvenlik eksikliklerine işaret ederken, Filiz Esetoğlu, İbrahim Esetoğlu ve Aytekin Gikan tüm sorumluların yargılanmasını talep etti.   'Denetim için farklı bir fabrikanın adresi verilmişti'   Tuncay Yıldız’ın kızı Nursema Yıldız, işyerindeki görev dağılımını anlatarak Kurtuluş Oransal’ın fabrika işlerinden, oğullarının merkez ofisteki pazarlamadan, Gökberk Güngör’ün ise yurtdışı işlerinden sorumlu olduğunu belirtti ve hepsinin sorumluluğu bulunduğunu ifade ederek şikâyetçi olduğunu söyledi.   Tuncay Yıldız’ın eşi İlknur Yıldız ise eşinin Kurtuluş Oransal ile daha önce birlikte çalıştığını, onun talebiyle iş değiştirdiğini ve parfüm üretimini bilmemesine rağmen çalışmak zorunda bırakıldığını dile getirdi. İlknur Yıldız, üretim yapılan yerin denetimlerden geçemeyeceğini, bu nedenle farklı bir fabrikanın adresinin verildiğini eşinin kendisine aktardığını söyledi. İşyerinin Ali Osman Akat’ın maddi desteğiyle kurulduğunu belirten İlknur Yıldız, asıl sorumlunun Ali Osman Akat olduğunu ifade ederek tüm sorumlular hakkında şikâyetçi oldu.   'Fiili üretim yeri gizlendi'   Şengül Yılmaz’ın kızı Eminenur Aldeniz, patlama anını anlatarak itfaiyenin geç geldiğini ve cenazelerin saatler sonra çıkarıldığını aktardı. Faillerin sorumluluk almadığını belirten Eminenur Aldeniz, üretim etiketlerinde Çorlu adresinin yazıldığını ve fiili üretim yerinin gizlendiğini ifade etti.   Şengül Yılmaz’ın kardeşi Emine Bulut ise işyerinde iş güvenliği olmadığını, İsmail Oransal’ın üretim süreçlerine doğrudan müdahil olduğunu ve çalışanlara talimat verdiğini belirtti. Emine Bulut, düşük ücretlerle uzun saatler çalıştırıldıklarını, sık sık iş kazaları yaşandığını ve bu kazaların kayıt altına alınmaması için baskı yapıldığının altını çizdi.   'Kadınlar Kurtuluş Oransal’ın odasına girmek istemiyordu'   Hanım Gülek’in kızı Dilek Gülek, işyerinde farklı markalar için üretim yapıldığını ve ürünlerin başka ülkelerde üretilmiş gibi gösterildiğini belirtti. Kurtuluş Oransal’ın oğullarının da işyerine sık sık geldiğini ifade eden Dilek Gülek, zabıta denetimlerinin etkisiz olduğunu, görevlilerin işyeriyle yakın ilişki içinde bulunduğunu ve denetimlerin sonuçsuz kaldığını söyledi.   Tanık anlatımları, üretim sürecinin geniş bir ağ içinde yürütüldüğüne ve denetim mekanizmalarının işletilmediğine işaret ederken, aileler ve müştekiler tüm sorumluların yargılanması talebini yineledi. Dilek Gülek ayrıca Kurtuluş Oransal’ın fabrika içindeki odasında alkol aldığını, kadınların bu odaya girmeye çekindiğini ancak çağrıldıklarını da ifade etti.   Duruşma, ailelerin dinlenmesiyle devam ediyor.