Epstein dosyalarında Türkiye varken kayıp çocuk verileri ‘mahrem’ bilgi sayıldı 2026-02-07 09:03:02   Melek Avcı   ANKARA - Dünya, küresel fuhuş ve sömürü ağı Epstein’i konuşurken ve Türkiye’nin dosyalarda adı geçerken kayıp çocuklara ilişkin verilerin bakanlık tarafından yanıtlanmadığını söyleyen DEM Parti Milletvekili Beritan Güneş, “Kayıp çocuk verileri bir devlet mahremi ve sırrı olarak lanse edildi. Veri yoksa maskelenen bir şeyler vardır” dedi.    ABD Adalet Bakanlığı, çocuklara yönelik tecavüz ve fuhuş ağı kurmak suçlamasıyla 2019’da tutuklanan ve kısa süre sonra cezaevinde ölü bulunan Jeffrey Epstein davasına ilişkin geçtiğimiz günlerde bir günde milyonlarca yeni belge yayımladı. E-postaların ve belgelerin birçoğu 10 yıldan daha eskiye dayanıyor. Yeni belgelerle birlikte olayın yalnızca ABD ile sınırlı kalmayıp,  küresel ölçekte bir çocuk sömürüsü olduğu açığa çıktı. ABD Adalet Bakanlığı, dosya inceleme ve tespitinde sona gelindiğini geçtiğimiz hafta belirtse de Demokratlar, bakanlığın yaklaşık 2 buçuk milyon belgeyi bir gerekçe göstermeden sakladığını iddia etti.  Yine, Adalet Bakanlığı’nın 6 milyondan fazla belge tespit ettiği ancak redaksiyon ve incelemeden sonra bunların 3 buçuk milyonunun yayımlandığı belirtildi.    Bu belgelerde mekan olarak Türkiye’nin geçtiği, soruşturma aşamasında mahkeme dosyalarına Türkiye ile ilgili soruların girdiği ve bazı siyasetçilerin adının olduğu da ortaya çıkmıştı. Kürdistan, Türkiye ve Orta Doğu’daki kayıp çocukların durumunun araştırılmaması ve araştırmaların iktidar tarafından sürekli reddedilmesi dikkatleri bu küresel suç örgütüne çekiyor.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Beritan Güneş Altın, Epstein ve Türkiye bağlantılarını değerlendirdi.    ‘Kapitalist modernite kurucularının yer aldığı küresel suç örgütü’   Bir gecede milyonlarca belgenin bir anda yayınlanmasının yeni nesil bir sansürleme olduğuna dikkat çeken Beritan Güneş, yıllardır küresel çocuk sömürü ağının takip edilmesine rağmen hiçbir belgenin açıklanmadığını hatırlattı. Beritan Güneş, “Kuruluşların, insanların şikayetleri olmasına rağmen uzun yıllar boyunca hiçbir belgenin açıklanmaması, yargının gündemi haline getirilse de gündemden düşmesi ve ara ara bunların gündeme getirilmesi çocukların hem bedenen hem de siyasi bir araç haline getirildiğinin kanıtı niteliğinde. Bu küresel ölçekte tecavüz çetesi ve pek çok ülkeyi ve siyasiyi ilgilendiriyor. Kapitalist modernite kurucularının içerisinde yer aldığı yeni dünya düzeni bu. Ve ne yazık ki yeni dünya düzeni içerisinde sömürülenler çocuklar, kayıp çocuklar, kimliksiz çocuklar.  Bir yandan çocuk hakları gibi küresel ölçekte neredeyse bütün ülkelerin imzalamış olduğu bir anlaşmadan bahsederken bunun karşısında ise anlaşmanın işlevsizliğini bir kez daha ortaya çıkaran bir küresel suç ağı var. Dolayısıyla bir gecede 3 milyon belgenin aynı anda yayınlanmasının bir sansür meselesi olduğunu, bu meselenin siyasi saiklerle birlikte araçsallaştırıldığını, buradaki asıl amacın çocukların üstün yararını gözetmek, bu sömürüyü durdurmak olmadığını, aksine siyasi ve küresel dengelerle ilgili zaman zaman açığı çıkarıldığını ve gündemden çekildiğini düşünüyoruz” sözlerini kullandı.    ‘Belgeler inceleniyor bir Orta Doğu haritası çıkaracağız’   Bu belgeleri DEM Parti Hukuk Komisyonu ve Çocuk Komisyonu olarak incelediklerini söyleyen Beritan Güneş, özellikle Türkiye, Suriye, Irak, İran bağlantıları üzerinden ve Türkiye'deki çocuklar üzerinden bir Orta Doğu haritası ve Türkiye haritası çıkarmak istediklerini vurguladı. Beritan Güneş, “Özetle şunu söyleyebilirim ki içerisinde Türkiye'deki çocukların da olduğu, özellikle savaş ve deprem gibi hem insan eliyle olan hem de doğal olarak oluşan afetlerden sonra çocukların risk alanlarının genişlediği, kontrolsüz zamanlarda da bu meselelerin daha da yükseldiğini biliyoruz. 6 Şubat depremi sonrasında insanlar ısrarla kaybolan kız çocuklarından bahsettiler, aradılar. Bununla ilgili dernekler kurdular. Fakat iktidar yetkilileri ısrarla kayıp çocukların olmadığını söyledi. 2024 yılı verilerine göre biliyoruz ki 75 kayıp kişinin 30'u çocuk ve bu çocukların yıllar geçmesine rağmen hala nerede olduğu bilinmiyor. 6 Şubat depreminde kayıp olan çocuklar nerede” diye sordu.    ‘Veri yoksa maskelenen bir şeyler var’   Beritan Güneş, yine 99 depremi sonrası ciddi bir kayıp çocuk meselesinin gündeme geldiğine, bununla da ilgili net verilerin hala olmadığına işaret ederken, “Net verilerin olmaması özellikle çocuk hak savunucuları, demokratik toplumu çocuklarla birlikte kurmak isteyen siyasiler için çok önemli bir veri. Çünkü bir ülkede kayıp çocuk verisi tutulmuyorsa ya da tutulan veriler kamuoyu ile paylaşılmıyorsa burada maskelenen bir şeyler var. Burada maskelenen bir çocuk sömürü ağı var. Burada maskelenen bir çocuk istismar ağı var. Dolayısıyla defaatle kayıp çocuk verilerinin kamuoyuna açılması, eğer bu veriler tutulmuyorsa neden tutulmadığının halka açıklanması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü bizatihi bu açıklamama durumu, sisteminin çocukları istismara sürüklemesi olarak karşımızda duruyor” dedi.    Suriye’nin kimliksiz çocukları sömürü ağlarının hedefinde   Savaşlarda da özellikle kimliği olmayan kayıp çocukların sömürünün hedefi haline geldiğini söyleyen Beritan Güneş, Suriye’deki kayıp çocuklara değinerek şöyle devam etti: “Çok yakın bir zamanda Rojava'da çocukların nasıl donarak hayatını kaybettiğini, çocukların orada yaşadığı zorlukları gördük, tanıklık ettik. Suriye savaşından sonra özellikle Suriye'de yaşayan Kürt çocukların kimliksiz olmaları sebebiyle pek çok kayıp çocuğun olduğunu, hala daha bulunamadığını ve Suriye savaşının çocukları bu globalleşen sömürü ve istismar ağına hedef olarak seçtiğini söylemeliyiz. Yine, Êzidî çocuklar bununla ilgili çok fazla gündemdeydi. IŞİD'in doğrudan Êzidî çocuklar üzerinden bir global pazarlama ağıyla çocukları sattığına yönelik haberler çıktı. Dolayısıyla biz bugün Epstein davası ile birlikte güncel olarak bu soruları sormak istiyoruz. Türkiye'deki kayıp çocuklar nerede? Suriye savaşından sonra kaybolan çocuklar, Êzidî kayıp çocuklar ve 6 Şubat depremi sonrasındaki kayıp çocuklar neredeler? Bunların verileri neden açıklanmıyor?   2016 yılından beri kayıp çocukların verileri açıklanmıyor   6 Şubat depremi sonrasında Hollanda'da bulunan Türkiyeli bir çocuk vardı. Onun kimlik bilgilerine, ebeveynlerine, refakat durumuna ve neden orada olduğuna dair henüz hiçbir açıklama yapılmadı. Epstein’le ilgili Türkiye'nin yetkili kurumları tarafından bir açıklama yapılmadı ama Türkiye o belgeler içerisinde adı geçen ülkelerden biri ve kayıp çocukların olduğu ülkelerden biri.  Dolayısıyla biz bir kez daha kayıp çocuklar üzerinden bu meselelerin gündemleşmesi ve Türkiye'de kayıp çocuk oranlarının açıklanmasını istiyoruz. 2016 yılından beri kayıp çocukların verileri açıklanmıyor. 2008 ve 2016 yılları arasında da 140 bin çocuğun kayıp olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla tablo oldukça ağır. Dünyadaki gidişat oldukça travmatik ve Epstein davasıyla birlikte çocuklar için bir risk ve sömürü durumuna işaret ediyor. Dolayısıyla bizler, çocukları hedef alan global suç örgütlerine, istismar ağlarına karşı çıkışın örgütlü demokratik bir toplumun inşasıyla ancak mümkün olabileceğini ve Türkiye'deki ilgili mekanizmaların Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve ilgili bütün bakanlıkların görev alması gerektiğini söylüyoruz.”   Kayıp çocuk verileri için ‘devlet sırrı’ dediler   Çocuklara ilişkin verilen araştırma önergelerinin çoğunun reddedildiğine ve cevapsız bırakıldığına dikkat çeken Beritan Güneş, “Çok çarpıcı bir örnek vereyim. Ben İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Çocuk Hakları Alt Komisyonu üyesiyim. Narin Güran cinayetinde, çocukların işkence gördüğü, yerde sürüklendiği pek çok meselede komisyonu acil toplantıya çağırdık ve 6 Şubat depremi de bunlardan bir tanesiydi.  6 Şubat depremi sonrasında kayıp çocuklara ilişkin açılan gündemde komisyon başkanına açık bir şekilde ‘Türkiye'de kaç çocuk kayıp, 2016 yılından beri açıklanmayan veriler neden açıklanmıyor’ diye sorduk. Çok çok açık bir cevap verdi: ‘Biz bu verileri açıklamak zorunda değiliz. Hiçbir ülke bu verileri açıklamıyor. Bu bir mahrem.’ Bu bir devlet mahremi ve sırrı olarak lanse edildi. Ama şunu söyleyelim. Sırrın olduğu yerde saklanacak bir şeyler vardır ve çocuklarla ilgili hiçbir mesele maskelenmeyecek ve saklanmayacak kadar şeffaf yürütülmelidir. Bu yaklaşımın kendisi bile çocuk ihmalidir, çocuk istismarıdır ve bizzat çocuğa ilişkin gündemleri oluşturmama, gerçek tabloyu açıklamaktan imtina etmedir.  Eğer halk, hak inisiyatifleri, çocuk hak inisiyatifleri, örgütleri, siyasi partiler, bu gündeme sahip çıkar ve takipçisi olursa devlet de o kadar adım atmak durumunda kalacak.  Yoksa bütün meseleler gibi bu meseleler de siyasileştirilerek üstü kapatılmaya çalışılıyor. Kayıp çocukların meselesi de böyle. Siyasilerin bu Epstein sömürü ağlarına dahiliyetlerine ilişkin iddialar da böyle. Bu iddialar hiçbir şekilde cevaplanmıyor. Üstü kapatılmak isteniyor. Bazen suskunluk da bir cevaptır. Bazen bir cevap vermemek de cevabın kendisidir. Biz bu cevap vermeme halinden bakanlıkların çocuklara ilişkin ağır tabloyu itiraf etmekten imtina ettiklerini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.    ‘Demokratik toplumun eksikliğini görüyoruz’   “Çocukların bugün özgün sorunlarını ele alacak bir bakanlığın olmadığı, aile bakanlığı başlığı altında çocuklara ilişkin meselelerin eritildiği, görünmez kılındığı bir gerçeklik de var” diyen Beritan Güneş, Türkiye’nin çocuklara yönelik suçların en çok arttığı zamanlardan geçtiğini dile getirdi. Konuyu parçalı olarak ele almanın çözüm olamayacağının altını çizen Beritan Güneş, şöyle devam etti: “Bu sebeple DEM Parti Çocuk Komisyonu olarak çocuklar için çocuk bakanlığının kurulması gerektiğini ve bu bakanlığın çocukla ilgili meseleleri bütünsel, multidisipliner ve çocuk odaklı bir bakış açısıyla ele alması gerektiğini düşünüyoruz. Elbette bu devletin yapacakları fakat siyasetin, toplumun yapacağı ise hem Türkiye'de, Orta Doğu'da örgütlülüğümüzün gücünü konuştuğumuz her yerde demokratik toplum inşasıyla çocukları, kadınları, gençleri ve bilfiil toplumun bütününü gözeten bir inşa kurmak. Bu inşa içerisinde özellikle çocuk algısını konuştuğumuz, çocukları edilgen değil özne kıldığımız kendi yaşamları, seçimleri konusunda etken kıldığımız, çözüm yollarını birlikte aradığımız bir demokratik toplum oluşturmalı. Bugün biz en çok demokratik toplumun eksikliğini yaşıyoruz sahada. Çünkü ailelerle görüşme yaptığımızda uyuşturucudan fuhşa, çocukların ya da gençlerin özel savaş politikalarıyla hedef alınmasına kadar pek çok gündemde demokratik toplumun eksikliğini görüyoruz. Gözlemimiz bize şunu söylüyor. Biz demokratik toplumu inşa etmezsek toplumda hiç kimse güvende değil. Hiçbir gelecek güvende değil. Dolayısıyla tek çözüm reçetesi var. O da toplumun yeniden kendini var etmesi, toplumun yeniden demokratik teamüller üzerinden kendini var etmesi ve toplumun yeni bir yaşam biçimi olarak o zihinsel dönüşümü var etmesi diyebilirim.”