11'nci Yargı Paketi: Cezasızlık rejimi! 2026-01-19 09:03:08   İZMİR - 11'nci Yargı Paketi’nin kadınların yaşam hakkını korumak yerine cezasızlığı kurumsallaştırdığını söyleyen ÖHD üyesi Avukat Ronahi Çiftçi, infaz rejiminde yapılan değişikliklerin kadınlara yönelik şiddet, tehdit ve öldürmeye teşebbüs suçlarında erken tahliyelerin önünü açtığını, bunun ise devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü fiilen ortadan kaldırdığını vurguladı.   Meclis’ten geçen 11'nci Yargı Paketi, infaz rejiminde yapılan değişikliklerle kadınlara yönelik şiddet suçlarında erken tahliye ve infaz indirimi uygulamalarını genişletmesi nedeniyle tepki almaya devam ediyor. Kadın örgütleri ve hukukçular, düzenlemenin kadınların yaşam hakkını korumak yerine cezasızlık politikasını derinleştirdiğine dikkat çekiyor. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), üyesi Avukat Şüheda Ronahi Çiftçi, paketin devletin kadınları şiddetten koruma yönündeki anayasal ve uluslararası yükümlülüklerini zayıflattığını ifade ederek, ortaya çıkan tablonun “öngörülebilir risklerin bilinçli biçimde göze alındığını” gösterdiğini vurguladı.   ‘Özel ve genel caydırıcılığı fiilen ortadan kaldırılmakta’   Yargı Paketi’nin iktidar tarafından yargıyı rahatlatan, infaz rejimini dengeleyen ve barışı güçlendiren bir düzenleme olarak sunulduğunu dile getiren Ronahi Çiftçi, ancak kadınların yaşam hakkı açısından bakıldığında bu paketin; devletin koruma yükümlülüğünü zayıflatan, kadınlar bakımından öngörülebilir riskleri artıran ve cezasızlık politikasını kurumsallaştıran bir içeriğe sahip olduğunu söyledi. Anayasa’nın 17. maddesinin devlete yalnızca yaşam hakkına müdahale etmeme yükümlülüğü değil, aynı zamanda bu hakkı aktif biçimde koruma yükümlülüğü de yüklediğini belirten Ronahi Çiftçi, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihatları da bu pozitif yükümlülüğü açık biçimde ortaya koymaktadır. Kadınlara yönelik şiddet söz konusu olduğunda devletin sorumluluğu yalnızca suç işlendikten sonra yargılama yapmakla sınırlı değildir; aynı zamanda şiddeti önleyici ve tekrarını engelleyici mekanizmaları işletme yükümlülüğü bulunmaktadır. Buna rağmen 11. Yargı Paketi ile birlikte infaz rejiminde yapılan değişiklikler; özellikle kadınlara yönelik şiddet, tehdit, ısrarlı takip ve hatta öldürmeye teşebbüs gibi suçlarda erken tahliye, denetimsiz serbestlik ve infaz indirimi uygulamalarını genişletmiştir. Bu durum, ceza hukukunun temel işlevlerinden olan özel ve genel caydırıcılığı fiilen ortadan kaldırmaktadır” dedi.   ‘Kadın kazanımları fiilen etkisizleştiriliyor’   Kadınların yaşamı açısından bakıldığında 11. Yargı Paketi’nin şiddeti önleyen değil; şiddeti yöneten ve tolere eden bir hukuki çerçeve yarattığına dikkat çeken Ronahi Çiftçi, “Uzun süredir dile getirildiği üzere erkek egemen devlet aklı, kadınların yaşamını korumayı değil, kadınların yaşamı üzerindeki denetimi sürdürmeyi esas almaktadır. 11. Yargı Paketi bu zihniyetin güncel hukuki tezahürüdür. Dolayısıyla bu düzenleme yalnızca ceza ve infaz hukukuna ilişkin teknik bir değişiklik değil; kadın özgürlük mücadelesinin yıllar içinde yarattığı hukuki ve toplumsal basıncı dağıtmayı amaçlayan politik bir müdahaledir. Kadınların mücadelesiyle kazanılmış olan 6284 sayılı Kanun, İstanbul Sözleşmesi normları ve koruyucu yargı pratikleri fiilen etkisizleştirilmektedir. Hukuki güvenlik ve adalete erişim ilkeleri bakımından değerlendirildiğinde, kadınlara karşı işlenen suçlarda fail lehine genişletilen infaz rejimi, kadınların hukuka olan inancını sistematik biçimde zedelemektedir. Kadınlar, şiddete maruz kaldıklarında failin kısa sürede serbest kalacağını bildikleri bir sistemde, hukuku koruyucu bir mekanizma olarak değil; erkek şiddetini meşrulaştıran bir araç olarak deneyimlemektedir” sözlerine yer verdi.   ‘Erkek şiddeti ile devletin şiddeti birbirinden bağımsız değildir’   Kadın özgürlük paradigmasının ve kadın mücadelesini yalnızca bireysel haklar düzeyinde değil, toplumsal dönüşümün kurucu gücü olarak ele aldığını vurgulayan Ronahi Çiftçi, bu nedenle kadın mücadelesinin devletin erkek egemen yapısını doğrudan sorguladığını dile getirdi. 11. Yargı Paketi’nin ise tam da bu sorgulamayı bastırmaya, kadınların kazanımlarını geri almaya ve kadınları yeniden “aile, namus ve itaat” ekseninde tanımlamaya hizmet ettiğini belirten Ronahi Çiftçi, “Bu yönüyle paket, kadınları koruyan bir hukuk düzenine değil; şiddete maruz kaldığında dahi susması beklenen bir kadın rejimine zemin hazırlamaktadır. 11. Yargı Paketi’nin yürürlüğe girmesinin ardından, kadınlara yönelik şiddet suçlarından mahkûm olmuş ya da yargılaması devam eden birçok failin erken tahliye edildiği kamuoyuna yansımıştır. Daha da vahimi, bu tahliyelerin bir kısmı kısa süre içerisinde yeniden ağır şiddet ve kadın cinayetleriyle sonuçlanmıştır. Bu tablo, hukuki açıdan öngörülebilir bir riskin bilinçli biçimde göze alındığını açıkça göstermektedir” sözlerini kullandı.    ‘Cezasızlık rejimin sonucu’   Ronahi Çiftçi şöyle ekledi: “Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, geçmişte şiddet uyguladığı bilinen bir fail söz konusu olduğunda devletin potansiyel mağduru korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Buna rağmen gerçekleştirilen tahliyeler, yaşam hakkı ihlalinin doğrudan nedeni hâline gelmektedir. Rojda Yakışıklı dosyası başta olmak üzere pek çok örnekte failler; iyi hâl, tahrik, pişmanlık ya da infaz indirimi gerekçeleriyle serbest bırakılmaktadır. Kadınlar korunmadıkları gibi, öldürüldükten sonra dahi adaletle buluşamamaktadır. Bu tablo bireysel yargı hatalarıyla açıklanamaz; devlet politikası hâline gelmiş bir cezasızlık rejiminin sonucudur. Yıllardır vurgulandığı üzere erkek şiddeti ile devlet şiddeti birbirinden bağımsız değildir. Devlet, kadın katillerini koruduğu ölçüde bu şiddetin kurumsal ortağı hâline gelmektedir. Bu koşullar altında yürütülecek mücadele yalnızca dava dosyalarına sıkıştırılamaz; ancak hukuki mücadeleden de vazgeçilemez.”    ‘Kadın özgürleşmeden ne hukuk adil olabilir ne de toplumsal barış’   Kadınlara yönelik şiddet suçlarında infaz indirimi ve tahliye uygulamalarının Anayasa’ya, AİHS’e ve CEDAW’a aykırılığının sistematik biçimde yargı önüne taşınması gerektiğini ifade eden Ronahi Çiftçi, “Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruları ve uluslararası mekanizmalar etkin biçimde işletilmelidir. Deneyimler açıkça göstermektedir ki hukuk, ancak örgütlü kadın mücadelesiyle birleştiğinde gerçek bir koruma mekanizmasına dönüşebilmektedir. Bu nedenle kadın meclisleri, feminist hukuk kolektifleri, barolar, insan hakları örgütleri ve uluslararası kadın ağları birlikte hareket etmelidir. Bu mücadelenin hedefi yalnızca yasa değişikliği olmamalıdır. Asıl hedef; erkek egemen zihniyetin, cezasızlık rejiminin ve devletin kadınlara yönelik sistematik şiddetinin teşhir edilmesi ve dönüştürülmesi olmalıdır. Çünkü kadın özgürleşmeden ne hukuk adil olabilir ne de toplumsal barış mümkün olabilir” dedi.   Rojava vurgusu    Rojava’da kadınların öncülüğünde inşa edilen özgürlük deneyiminin önemli bir referans sunduğunu kaydeden Ronahi Çiftçi, son olarak şunları söyledi: “Rojava pratiği, yalnızca bölgesel bir direniş değil; erkek egemen devlet aklına, savaş politikalarına ve kadın bedenini hedef alan tüm şiddet biçimlerine karşı somut bir alternatif yaşam modelidir. Kadınların öz savunma mekanizmaları, eşbaşkanlık sistemi ve jineoloji perspektifiyle toplumsal yaşamın kurucu öznesi hâline geldiği bu deneyim, kadın özgürlüğünün bir talep değil; örgütlü mücadeleyle kazanılmış bir hak ve irade olduğunu göstermektedir. Bu vesileyle Rojava’da yürütülen direnişi selamlıyorum.”